14 Aralık 2011 Çarşamba

13 Kasım 2011 Pazar

Ve dershane ve ev. Ve uyku. Ve dershane ve okul. Ve uyku. Ve okul ve dershane.

Sessizce, içimde bağırarak ağlıyorum. Aslında ben bile duyamıyorum. Sonra bir an iç çekişlerimin yüreğimdeki hıçkırıklarım olduğunu fark ediyorum. Evet ağlıyorum... 
Van'da ölen Japon doktoru gördüğümden beri tıptan gelecekte para kazanılmayacağını düşünmeme rağmen (çünkü şimdinin öğretmenleri gibi olacaklar) doktor olmayı çok istediğimi fark ettim. Biyolojide çok başarılı sayılmam. Yani çalışınca oluyor, çalışınca her şey olur zaten de... Ama görür görmez aklımda kalmıyor mesela. Kimin kalıyor ki diyebilirsin. Bazı insanların kalıyor. Bazı derslerde benim için de geçerli bu. Oluyor demek ki. İlgi alanı, yetenek ne dersen de... Yine de doktor olmak istiyorum. Takıntı gibi. Çünkü insanlara en çok doktor olunca yardım edermişim gibi hissediyorum. Bendeki amelelik ruhumun en derinlerine kazınmış. Çıkmıyor. Bildiğin amele olayım diye uğraşıyorum.
Sena nın müziğini dinliyorum. Çok sarıyor. Şu önceki yayınladığım posttaki müzik.
Ödevlerimi yine bitiremedim. Son birkaç gündür öylesine uyuyorum. Uykum var diye değil. Bu dünyadan uzaklaşmak için uyuyorum sanki. 
Son iki gündür de dershanede gergin davranışlar sergiliyorum. Derste konuşanların kafasını koparmak istiyorum. 3 aydır hiç fark etmemiş olmama şaşırıyorum, dersi çok fena kaynatıyorlar bazen. Neden kendim çalışınca derste dinlediğimden daha iyi anlıyorum?
Mektup yazıyorum, telefonla konuşuyorum, mesajlaşıyorum. Bu ara çok sosyalim anlayacağın. Zaten dershanedeki hocam da beni avutmaya çalışırken "Sende kapasite var. Sosyalsin, zekisin," zartsın zurtsun diye avutuyor. Kadınlar bazen der ya "Her kadını böyle mi tavlıyorsun?" diye... Öyle diyesim geliyor. Ama inanmak da istiyorum ona. Kapasitem var diyorum. Şu yanımdaki kız ödevlerini bitirmiş ama hala benden kötü diyorum. Ben o kitabı bitirmedim ama o bitirmiş e ben ondan iyiyim diyorum. Şu önümdeki kız benim çözdüklerimin üstüne 10 tane daha çözmüş benden başarılı diyorum. Belki ben çalışsam ben de ondan iyi olurum diyorum.
Bazen o kadar çalışasım geliyor ki kendi kendime "Bu insanlar salak mı? Çalışmanın neresi zor" diyorum. Bazen o kadar çalışamıyorum ki "Çalışmanın sırrı neeee" diye yalvarasım geliyor. Sanki birileri benden bi şeyler gizliyor. Sanki o yiyecekten yiyince ya da o sihirli kelimeyi söyleyince çok çalışıyorsun gibi.
Hayatım çalışmakla geçecek biliyorum. Cidden ilginç bi şekilde bundan şikayetçi değilim. Çalışabildiğim sürece tabi. Bayram boyunca evde olmama rağmen ödevlerimi bitirememiş olmamın neresi normal?!
Üstelik geriliyorum. Kendimi anlamıyorum!
Sinirleniyorum.
Dün gece uykum yoktu, annemin yanında yatıyordum. Aslında hiç çalışmadın bu gün diyordu bi yanım. Diğeri uykusu olmamasına rağmen uyumak istiyordu. Vicdan azabıyla birlikte o yatakta uzandım. Bir şey yapmadan. Sonunda uyumuşum. Sonra uyandığımda Babam geçecekmiş yatağa. Yatağıma gitmem gerekiyordu. Sinirle kalktım. Buz gibi yatağa girdiğimde hiçbir şey hissetmek istemiyordum. Sanki hissetmiyordum da. Gerisini hatırlamıyorum. Uyku... İlaç gibi. Antidepresan gibi... Sonsuza dek uyuyacağız. Sabah uyandığımda aklımda Şebnem Ferah ın 
"gördüğüm rüyanın etkisinden olsa gerek
garip bir hisle uyandım bu sabah
ya bugün o günse hayatın son günüyse
içimi korku saldı bu sabah
sevdiğim şeyleri düşündüm
sevdiğim insanları gördüğüm ve görmediğim yerleri
son kez uyandıysam yapamadığım şeyler varsa
içimi korku saldı bu sabah
ya çok yalnızsan
ya da bomboşsam
zaten bıkmışsan
zamanı harcamışsan
sen ben o
herkes aynı hikayede
başı ve sonu aynı gerisi farklı
bir yerden tutunduysak hayata
boşa geçirmemeli bırakmamalı
derdimiz yaramız acılarımız farklı olabilir
gözyaşlarımızın tadı aynı
değişik çok başka gibi gözüken yaşamlar varsada
pişmanklık herkez için acı olmalı
ya çok cahilsem
hiç sevmemişsem
cesur olmamışsan
zamanı harcamışsan
sen ben o
herkes ayı hikayede
başı ve sonu aynı
gerisi farklı
biryerden tutunmuşsak hayata
boşa geçirmemeli bırakmamalı"

 şarkısı vardı. İlk defa bu yıl yaşıyorum bunu da. Sabah uyanınca bi şarkıyla uyanıyorum. Hem de hiç düşünmeden. Günaydın demeden önce aklımda o şarkı tekrarlanıyor. Sonrasını tahmin etmek kolay:
Ve dershane ve ev. Ve uyku. Ve dershane ve okul. Ve uyku. Ve okul ve dershane. ah az önceki değişimi gördün mü! Büyük bir değişiklik... :p

3 Ekim 2011 Pazartesi

Mektuplar, yıllıklar ve test kitapları içindeyim. Kaybolmadım daha...
Sms alacağım tekrar, çok zor. Allah kimseyi sms paketsizlikle imtihan etmesin :D

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Artık benim de "çalışan amca" fotoğrafım var, çok mutluyum. :D
Acaba 14 günde mat 1 konularının hepsini bitirebilir miyim? Her bir konudan en az beş test olan o kitabı bitirebilir miyim? Yarın Rukiye Hoca yla iddiaya girmeyi düşünüyorum. Bitirebilir miyim acaba... Cidden bak. (Psikopata bağladım.)
Neyse sen yarın ikide uyanırken ben dershaneden geliyor olacağım. O yüzden şimdi uyumalıyım.
Hoççakal.

4 Ağustos 2011 Perşembe

optimum

Bu gün optimum a gittik. Herkes çil yavrusu gibi dağılıp kendi ilgisini çeken şeylere yöneldi. Birine hediye etmek için bi kolye beğendim, babamı arayıp hangi kartla alayım dedim, o da çıkışta alırız dedi. Sabahtan beri başımda dikilen kadın bana gıcık olup içinden sövdürmesin diye 'dönüşüm muhteşem olacak' dedim ve kolyeyi çıkışta almayı unuttum. kesin sövdü.
o kocaman bedenimle buz pateni kayma cesaretini kendimde buldum. çok da güzel kaydım söylemesi ayıp... tabuları yıktım. öyle bi yıktım ki japon yapıştırıcısıyla bile birleşmez dağılan parçalar.

17 Temmuz 2011 Pazar

Başlık aratma bana.

Ormanda piknik yaptık bu gün. Ama fotoğraf makinemin kartını evde unutmuşum. Makine vardı; ama kaydedemiyordu. Neyse, bi şey kaybetmedim galiba. Bu gün kanyon yürüyüşüne gideceğiz İnşallah. İki buçuk km falanmış. Bizim Ergün Abi, ben, Ahmet bi de Ergün Abi'nin arkadaşı Esma Abla'yla birlikte. Esma isimli insanları seviyorum, gerçekten. :)

Geçen de pikniğe gittik biz bi köye. O zaman baya bi fotoğraf çektim. Hala onları ayıklamakla meşgulüm.

Böyle tarihi kapıları olan Safranbolu Evleri vardı. O evleri sadece turizm amaçlı görüyordum, eskiden bu köyde o evlerde yaşayan birileri olduğunu düşününce çok ilginç hissettim. Cidden mi? falan diyesim geldi.

Her bilgisayara oturduğumda bıdı bıdı yapan kardeşlerden bi tane de bende var. Gidiyorum. Sırf çenesi kapansın diye. Bi gün kırıcam açılamayacak.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Fotoğraflı bi post

Bu gün "öss stresi" terimini kullandım. İlginç geldi.

İşte bu kitapları çözmeye başladım. Cıvıl cıvıl simetri kitaplarımı... Cidden hayatımda gördüğüm en renkli test kitapları bunlar herhalde.
Betül'le ve Elif'le çalışmaya başlayacağımıza dair karar verdik. Elif bize gelirse ve programı uygularsak var ya...! Süper olur. İnşallah yapabiliriz. 


Bi de demiştim ya tövbe diye. :) Bu gün gerçekten onun için bi adım attım. İşte tövbenin diğer bi gereklerinden biri de kararlı olmak ve geri dönmemektir. Sana şükürler olsun Allah'ım! :))) ( Bilgisayar başında gülüyorum şu anda. Çok komik gözüküyor olmalıyım :D :D )

Eski bi "dost"u buldum demeliyim. Öyle de ilginç bi his.


Bin sms harcamışım laa, az mı! Yuh diyorum kendime. Cidden ben bin tane sms i nasıl harcadım acaba... Çok ilgünç. Boş mesaj göndersem bile baya zor bi rekor benim için. Şu anda fark ettim ki binden de fazla harcamışım. Neyse. :p Giden sms olsun. 11 bin sms veriyo avea. :p Zaman kaybından başka bişi de değil biliyorum. Amaaaaan.


Böyle kafam rahat falan olsun, manzaraya bakıp rahat olayım. Di mi? İnşallah o günler de gelecek cancağızlarım... Gerçi Lys bitse bütünlemesi var, bütünlemesi bitse tus u, tus u bitse iyi bi hastaneye kapak atması var, iyi bi hastaneye kapak atınca da ailene zaman ayıramadığından yakınacaksın. Kısaca dertler hiçbir zaman bitmeyecek. Her zaman seni strese sokan bi şeyler olacak. Önemli olan hepsinin geçici olduğunu ve tüm bu sahte dünyadan sonra gerçek bi yer olduğunu bilmek... Yoksa hayatımızın ne anlamı kalır ki?!


Not: Artık resimlere imza eklemeye üşeniyorum. Yazıda kullandıklarımın hepsi bana ait. Keyifli okumalar, izlemeler...

Aklıma Feyza'yla ikiye bölünmek üzere olan silginin parmağımızı sıkıştırması ve bizim "ıstırıyooo" diye bağırıp gülmemiz geldi. Dördüncü sınıfta olmuştu bu.

Bu fotoğrafıma bakarken o geldi aklıma. "Her an ıstırabilirim" diyen bakışlarla bakmıyor mu bu kurt bozması arkadaş?

Teoman dinliyorum. Ne zaman şarkı dinlerken klavye önümde olsa şarkı sözlerini yazmaya çalışırım. Tabi onları birilerine gönderince sıkıcı oluyorum.

İnsan evde oturunca kendi kendine problem çıkarmaya başlıyor. Sıkılıyor falan filan. Bi de depresyon eşiğiniz düşükse (yani depresyona her an girebiliyorsanız) çok fena...

Geçen gün yeni fotoğraf makinemi auto'dan alıp ayarlarını kendim yapmaya çalıştım, auto'nun en güzel sonuçları (e yani, malım ben bunca zaman bunu anlayamamışım) vermediğini anladım. Meğersem elle ayar yapınca daha güzel oluyormuş renkler falan filan...

-Fotoğrafınızı çekebilir miyim?
-Hayır.
-Neden ki?
-Benim gibi koca karının neyini çekecen kızım...
- :) :) :)
Çok tatlı yaa... :) Sena'ya da dediğim gibi, yaşlanınca tatlı olurum herhalde ben. Allah yaşlanacak kadar ömür verirse tabi. Bi an önce gideydim bu dünyadan. Ama önce bi kaç işim var. Bi an önce bitirmem gereken bi kaç iş. Baya da beklettim onları.
Dün tövbe ettim, dua ettim. Camiden herkes giderken hala dua ediyordum. Allah "Bi şey isteyen yok mu? Vereyim..." diyormuş böyle önemli günlerde. Gün doğana kadar... En azından ben bunu anladım adamın anlattığı şeyden. Ben de istedim, verdi. Dua etmenin bi önemli özelliği de budur. Hem duanı edersin hem de Allah'ın vereceğinden şüphen olmaz. Emin olursun. 
Tövbemi bu gün biraz daha sağlamlaştırdım. Bi kaç kişinin benimle iletişime geçmesini engelledim. Ama bunu epey önce yapmam gerekiyordu. Neyse... Tövbe bu değil midir? Yanlış olanı "artık" düzeltmek. Geçmişi temizlemek...

15 Temmuz 2011 Cuma

İlginç Sohbet

Bu gün ilginç bi sohbet yaşadım:

MEVZU DERİN_ ZAZA YORGUN:  selam  kimsiniz
Deli:  kimse değilim silebilirsiniz
MEVZU DERİN_ ZAZA YORGUN:  isminiz  yokmu
Deli:  yok.
MEVZU DERİN_ ZAZA YORGUN:  eminmisiniz
Deli:  hıhı.
MEVZU DERİN_ ZAZA YORGUN:  adınız  ne  söylermisiniz

Deli olan benim bu arada. 


Ve bence ben cennetlik olabilirim. Annemin kuzenimin fotoğrafına yaptığı: "masum yeğenim benim" yorumunu sildim. İnşallah çok fazla arkadaşı görmemiştir. :D Kardeşime de habire "güzel yavrum" falan yazıp duruyor. Zavallılar... :D

Ha bi de bu gün Berat Kandili. Kandiliniz de mübarek olsun efenim... (Bunu TRT radyosu spikeri tarzıyla söyledim.) Sevgiler... Saygılar...

8 Temmuz 2011 Cuma

Hayalim...

Epeydir girmiyordum bloguma, gerçi bilgisayardan çıktığım da yok. Evde Ahmet'le sürekli kavga halindeyiz. Genellikle şu cümleler geçiyor: "Asıl sen fazla girdin!, Hayır daha bir saat bile olmadı!, Ahmet çok gıcıksın yaa..." Neyse. Sonunda saatleri telefonuma kaydetmeye karar verdim. Bi de geçen gün program yaptığımda internette ne kadar çok takıldığımı fark ettim. Ama hala bi değişiklik olmadı. Bilmiyorum, içim almıyor.
Fotoğraf yarışması vardı ya, birinci oldum. :) Çok sevindim. Arkadaşlarım ve siz destek vermeseniz olur muydum bilmiyorum ama... :)
Şu facebook'un yeni sohbet sistemini sevmedim. Bi saat o yeşil ışıkları milletle eşleştirmeye çalışıyorum.
Canım sıkılıyor canım.
Bu gün çizdiğim resmi bitirdim. Bu sürrealist resimde, renklerin... zattırı zurt. Sadece hayalimi anlattım. Baca yaptırıp tüttürecektim kağıt yetmedi :p :)


Biliyorum çok güzel. Çizgilerin hepsini aynı yöne doğru yap demişlerdi. Bi de dışına taşırma. Umarım olmuştur :P

Cemil Belderdiye bi fotoğrafçı var. Tabi o adamın da çok güzel fotoğrafları var, yoksa niye anlatayım di mi? Bakın isterseniz. Güzel işte. Güzel... Güzel. güzel. gzl.

Buna üşenmeyip bakarsanız benim fotoğraf sayfama da bakın e mi: Rengarenk Fotoğraflar

Sefgilerle.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

En Güzel Bebekler Fotoğraf Yarışması

Merhabaaa blogdaşlarım!
FaceBook Sayfalarından birinde "En Güzel Bebekler Fotoğraf Yarışması"na katıldım.
Desteklerinizi bekliyorum diyorum; ama hangi resmin benim olduğunu da söylemedim. :D
Neyse. En beğendiğinizi seçin sadece. Oylar artsın...
Sevgilerle... :)

3 Temmuz 2011 Pazar

Ağırbaşlı.

Sena'dan mektup bekliyordum ya, geldi. :) Çok sevindim tabi ki. Onun dediği gibi: "blogdan twitterdan kağıda geldik..." Gecenin birinde mektubuna karşılık yazmaya başladım. En son dördü gördüğümü hatırlıyorum. Tabi üç saat boyunca yazı yazmadım. Neyse, üç sayfa oldu. Bölük pörçük her şeyden bahsettim. :) Güzel oldu bence.
Mesleğin hırsızlık bile olsan bunu iyi yaptığın zaman insanlar sana değer veriyor.
Yasin ezberleme planlarım biraz gecikecek galiba. Babam önce kısa sureleri baştan dinlemek istediğini söyledi. Sonra uzunlara geçilirmiş. Tabi mantıklı olan o... Hoca da direk başlatmıştı Yasin'den ya... Neyse. Bu gün ailecek oturup Kur'an okuduk. Babamın Arapçası anlayacak kadar iyi. Sonra mealden tekrar ederken bize açıklama yaptı. Gerçekten yüreğimde bir şeyler hissettim. Güzel bir şeyler... Ve akılda kalan pek çok şüpheyi Bakaranın ilk dört sayfası bile yok etmeye yetiyor. Okuyun. Sadece bunu söylüyorum. Her gün bir sürü blog yazısı okuyoruz. Dört sayfa meal okumak mı ağır gelecek sanki?
Ne çok hata yapıyoruz... Sürekli. Ölüler hata yapmıyor. Ölmenin nesi kötü di mi?
Bazen insanlarla konuşmalarımı unutmak istemiyorum ve taslaklara kaydediyorum. Az önce onlardan birini okuyordum. Ruh hali çok ilginç bi şey okuyucu, benim ruh halim çok değişken. Doğru olanları biliyorum; ama bendeki ruh hali değişiklikleri neredeyse ruh değişikliğine varacak gibi olduğu için o anda ne yaptığımı bilmiyorum. Bunu geceleri çok fazla yaşıyorum. Bu yüzden uyumam en iyisi galiba.
Ve ben bu sıralar biraz daha olgun olmaya karar verdim. Küçüklüğümde yaşıtlarımdan çok daha fazla olgun davranırdım. Bu yüzden aileleri bana çok güvenirdi. Ben de onların yerinde olsam ben de güvenirim. Ama büyüdükçe küçük çocuk olmanın da çok güzel bir şey olduğunu fark ettim. "hihi" diye gülmenin hoşuma gittiğini fark ettim ve masum olmak istedim. Sadece masum... Ama çocuksu olmak pek doğru değil galiba. Yani küçük bir çocuk gibi davranmak. Olgun olmak ve ağır olmak daha doğru. Peygamberimiz böyle öneriyor. Miraçtan sonra hiç dişleri gözükecek kadar kahkahalarla gülmemiş biliyor muydun? Çünkü gerçekleri biraz daha öğrenen insan biraz daha ağırbaşlı olmaya başlıyor.

Ağırbaşlı.

"içinde allah askı varsa
onu takmayacaksın
madem allah askı var içinde
onu görmyeceksin bile"
demişti biri birine. Hak veriyorum şimdi.

Ağırbaşlı.

Perde kapansın.

30 Haziran 2011 Perşembe

Mutlu olun ey insanlar! (Ben demesem olmayacaktınız.)

Şimdi günümü başka şeylerle doldurmaya gideceğim. Çok görünsün diye en büyük boy yazdım ama az yazdığımı ben de biliyorum , telafi olarak fotoğraflarımdan ekliyorum. Sevgiler... :)

Ben yazamadım, yazan bi el bırakıyorum. kardeşcağzımın. Hem de F klavye :D

Gerçekten bak, ben çektim. hem de dün.(Görünce ben de inanamadım da...C:) 
Ve son olarak itiraf ediyorum. Blogumu kağıtlarla aldatıyorum!

29 Haziran 2011 Çarşamba

WEAK

İstanbul'da kızlarla gezerken duvarda gördüğümüz grafitinin üstünde bi adres yazıyordu. Çok beğenip almıştık. Diğer çalışmaları da cidden süpermiş:

WEAK

Keşke grafiti diğer şehirlerde de çok yaygınlaşsa. Çok güzel bi sanat bence. :) Düşünsene, sokakta yürüyorsun; ama sergide yürüyor gibisin!

bizi kusurlarımızla kabul edecek kusursuz insanlar arıyoruz.

Bir yandan fotoğraflarına bakarken bir yandan da kendi kendime şöyle diyordum: Kendiyle ne kadar barışık bi çocuk. Ben olsam hayatta eklemem bu fotoğraflarımı. Çektiği çoğu fotoğraf güzeldi. Hatta kendi fotoğraflarından da birkaçı güzel sayılabilirdi. Her neyse. Özgüven lazım. ÖZGÜVENİM VAR BENİM! diye bağırmak lazım. (büyük de yazdım, sen volume ü düşün artık.)

Bi de şöyle bi cümle uydurdum. "bizi kusurlarımızla kabul edecek kusursuz insanlar arıyoruz." hoşuma gitti. twitter da kimse değerini anlamadı. buraya yazıp sınırları zorluyorum. ehe ehe. (böyle gülmeyi de seviyorum ben, sen her ne kadar gıcık olsan da :P :P)

Geçen benim fotoğrafımı çeken bi arkadaş, munzur küçük yaramaz çocuk bakışımı çok beğendi. O bakış beni ifade ediyormuş öyle dedi. Öyleymiş. Öyleyim ehe ehe :D (Bak yine yaptım)

Hadi gidiyorum ben. Sena dan mektup bekliyorum. Bi de dün gece yine Face i kapamayı düşündüm. Ama yapmadım.

Sefgüler.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Unknown

Eve geldim, ruh halimde değişiklikler var. Ama nötr. Ne iyi ne kötü yani...Aslında emin değilim. İyi de sayılabilir...
İnternet, tv, telefon... Bizi kısıtlıyor mu acaba? Ya da onlarsız yapabilir miyiz? Bence tv siz yapılabilir. İnternetsiz de... Telefon hayatımızın önemli kısmını kapsamakta. O biraz zor yani.
Ve bu kızın alnına fotoğraf makinesi damgası yapıştırılır. Evet. O kadar ki, doğum gününde herkes Ayşe Nur getirir nasılsa diye makine getirmez. :) İyi bi şey mi? Yerin hissediliyordu dendikten sonra bu cümle. İyi bi şey herhalde. Benim mi yerim hissediliyordu makinenin mi düşündüm. Karar veremedim. Ne kadar da kötü düşünceliyim!
Saçlarımı kendi kendime yoluyorum. Otobüste önümdeki kız da  kırıklarını yoluyordu. Bakmamak için kendimi zor tuttum.
Bi de İstanbul  da metroda kusan ve neredeyse ağlamak üzere olan bi kız gördüyseniz o bendim. Hatta otobüste de. Neyse iğrençleştim. Ayrıntıya girmeyeyim en iyisi.
Dün izlediğim filmdeki alzaymırlı kız için yarım saat ağladım. Böhüü... Şu andaki baş ağrım ondan olsa gerek.
Ezan okunmadan namaz kılan arkadaşımızı alkışlıyoruz...
Ve bilgisayara girmeyeceğim derken oturup kalıyorum başında.
Gideceğim. 
Hoşçakal...

23 Haziran 2011 Perşembe

içimden ne geliyorsa onu yazacağım. gerizekalıııı...
evet. hıh bu yazıda da büyük harf yok. şimdiden söyleyeyim.


şu andaaa istanbul da şeyacımın yanındayım. daha önce de ıslak saçlarımla birlikte uyumuştu; çünkü ümraniye çok sıcaktı, bunaltıcıydı, yapış yapıştı. bense güzeldim iyiydim hoştum. :P hatta şimdi feiza da var yanımda. hatta kerime deeee! (ama kerime nin birazı rüyalar aleminde birazı burda. yurtta da öyleydi.) Neyse (ay büyük harf.) biraz düşününce aklıma sena yla konuşurken hocaların hilal konuştu sanıp ona kızması geldi. hala aklıma gelir, vicdan azabı çekerim. (bazı insanlar vijdan der. ehe ehe)  keşke söyleseydim o zaman ben konuşuyordum diye. o da ne kadar yüceee kalpliymiş ki söylememişti. dost canlısı, ilginç insan.
Şu son geçirdiğim bir hafta fazlasıyla eğlenceliydi :) Gerçekten bir haftanın tamamını sadece gülücüklerle :) anımsıyorum. çok şükür.
Eeeeen baştan, otobüs yolculuğumdan başlıyorum. Yanıma tatlı mı tatlı bi kadın oturdu. Kendisi lokumcudan emekli olmuş. Ciddiyim, yol boyunca onun kızının mezuniyetini ve üniversitede okulun çoğuna takmış olan hocanın gıcıklığını anlattı. Yazık. O İzmit te inince iki kişilik koltuk benim oldu ve Buz Devri ndeki sid gibi saçma sapan uyuma şekillerine girdim.
İndiğimde Kerime beni karşıladı, ve babası. Emel Teyze nin kapıdan çıkarken söylediği şeyi hatırlıyorum da, belki de yanlış duydum. Kerime Laleye benziyordu. Gövdesi siyah, çiçeği rengarenk bi laleye. :)
Birlikte bi çin filmi izledik. çok güzeldi. ay bu yazı çok sıkıcı olmaya başladı :D hatta sena uyumuş bile.


Haftanın en komik olayı çarşamba pazarında kadının tekinin takı satan adama bunlar çabuk kopar di mi demesi üzerine satıcının evet çabuk kopar demesiydi. pazarın ortasında kahkahalarla güldüm. ki kendimi durdurasım da yoktu. :) hatta kadın o bilekliği satın aldı. biz de 5 tane aynı kelebekli yüzükten aldık. keşke parmaklarımızı yeşile boyamasalar, o kadar güzeller ki aslında. :( ve ucuz ehe ehe :D ucuz olan her şey boyuyor herhalde. telefonuma kap almıştım. o da boyadı, hatta sadece telefonu değil elimi de boyadı.
bi de biz hint kınasıyla dövme yaptırdıııık çok güzel olduuuu... hem de dördümüz aynı kolumuza aynı dövmeyi yaptırdık. bildiğiniz dördüz olduk. :D siz şimdi neden 5 kelebekli yüzük aldığımızı da merak etmişsinizdir, biri ahsenciğime, kardeşime :D onun da doğum günüydü bu gün :) frambooazlı pasta aldık, çogoştu.
bu tatil anlatmakla bitmez, düşünmekle de... ama ayıp diyip çekindiğim şeyleri yapmaya karar verdim. günah olmasa yeter. insanların belirli dönemlerinde belirli bilgileri öğrenmesi gerektiğine inananlardanım. gerçi buna benim dışımda inanan var mı bilmiyorum ama :D bu tatilde de bunu öğrendim. sena nın annesinin demesiyle, günah değilse ayıp olması hiç bi şeyi değiştirmez. ne güzel... :)
insanlarla bi şeyleri tartışmak istemiyorum şu anda. kim kime, neye inanırsa inansın. hiç umrumda değil. bunu çokça düşünürüm ama çokça hissedemem. sevindim. :)
ve ben özendim bu tatilde. neye özendiğimi söylemek istemiyorum, özendim işte.
akıl ya da duygu dedi biri. biri. akıl sanırım.
bu gün biri benimle güveni yıkılmış gibi konuştu, üzüldüm. hatta streslendim. ve yüzünü bi daha görmeye utanıyorum, üzülüyorum.
aile çok ilginç bi kavram. o kadar ilginç ki... anlatamıyorum bile. ve arkadaşlar. onlar da ilginç. bu hayat benim için tamamen İLGİNÇ bi şey zaten! şans mı? bilemiyorum.
yazacak ve düşünecek çok şey var. o kadar gülüşün ardından, herkes uyurken ben hüzünlüyüm. ne tuhaf  şey şu melankoli.
sena irkiliyor, rüyasında ne gördüğünü merak ediyorum. ona sarılıp geçti diyesim var.
iyi bi fotoğrafçı değilim, değilim işte...
ve eleştirmek ne kolay bi iş gibi icra ediliyor.
uyumalıyım.
twitter çok yapay bi alem. samimi değil.
insanları tanımak güzel.
düzenli bi yazı yazmak isterdim, yapmadım. pek de önemli değil açıkçası. okunmazsa okunmasın. kalan sağlar bizim olsun.
uyumalıyım demiştim değil mi? bu melankoliden kurtulmak istiyorum. hoşçakal.
yazının küçüklüğü için üzgünüm, bu bilgisayarda tümünü seç tuşunu bulamıyorum.

16 Haziran 2011 Perşembe

saçmasapan (insan)

ama sadece biri.

seviye yükseltmeye sınavlarına gireceğim galiba.

babam "seneye üniversiteye gidersen  seni göremeyeceğiz zaten" diyerek kerime ye göndermek istemiyor, bence de ilginç bi bahane.
bi de dün kerime ye mesaj yazarken seni boşuna sevmiyormuşum yazacağım yerde T9 un azizliğine uğradım ve seni boşuna seviyormuşum yazdım :D Demek anlaşmazlıklar böyle çıkıyormuş.

Tatil mod on. Okul mod off.

Oturup çalışmam lazım, bi de girersem seviye yükseltmeye.

Biz komikli videolar izledik. Cidden komikleri var ama...

Bi de fotoğraf çekiyorum; ama biraz araştırınca çok aşırı güzel fotoğraflar buldum ve kendi tarzları olan sanatçılar. O günden beri bir hiçim. Ki eskiden de öyleydim de biraz fark edememişim demek... Kendimi nasıl geliştirebilirim diye düşünüyorum. İnsan çekmek istiyorum artık. Çiçek böcekten bıktım.

15 Haziran 2011 Çarşamba

14 Haziran 2011 Salı

Simsiyah ve simbeyaz...

Simsiyah ve simbeyaz...
(Aklımca kelime oyunları falan...)
Bu romantik film insanın canını çektiriyor yahu. :p
"Sistemin köpekleriii", "Anamsın, kadınsın bi şey demiyorum anaaa" hehe komikti. :) ÇGH yani.

dikkat: bu yazıda büyük harf yoktur.

dikkat: bu yazıda büyük harf yoktur. 

cd satan amca bi tuhaf. geçen gittiğimde leon var mı dedim "ıııı... satmıştım ben onu. aşk filmi di mi o?" falan diyip bi yandan da etrafına bakıyordu. ben de yerini arıyor sandım. yaklaşık 3 dk sonra aşk tesadüfleri sever var o da aşk filmi dedi. leon yok mu dedim. onu iki yıl önce satmıştım, yok dedi. gıcık oldum.

bu gittiğimde de aşk tesadüfleri sever i alacaktım. ama aklında kalmasın seyirci, geçen sefer söyledi diye değil. okulda yarısını izlemiştim, diğer yarısını merak ettiğim için alacaktım. altı lira tuttu. beş alın dedim, nasıl işse kasa hep boş. sence 4 bozuk liranın bulunması mı daha kolaydır 5 liranın mı? güya yan mağazalarda yokmuş 5 lira. 4 bozuk lira varmış. bulamıyorsan bulama. klasik satıcı yalanlarını söyle bari. abla kurtarmıyor, bana gelişi bu kadar. cd si bile kaç lira ki bunun. bu dvd ler kaliteli olduğu için pahalı. ne bileyim, kullan biraz hayal gücünü. orda o parayı alıp bozdurup getirmek vardı ya neyse.
bundan sonra bozuk bozuk taşıyıp aaa yanımda da bu kadar varmış demezsem o adama. nefret ediyorum şu pazarlık işlerinden. normalde hiç yapmam. direk denilen fiyata alırım, ama biri gidip pazarlık yapıp yarı fiyatına alınca da insanda kazıklanmış hissi doğuyor. ki öyle oluyor zaten. bi de pazarlık sünnettir.

hala aileme arkadaşlarıma davrandığımdan kötü davranıyorum. gıcık insan ayşe nur.

okul bitti sayılır.

içim sıkılıyo.

kerime ye gitmek istiyorum.

yaz onu.

7 Haziran 2011 Salı

Süper Ötesi Fikrim!

Aklıma süper ötesi bi fikir geldi. Ama süper gerçekten! Bak fikrimi çalarsın falan diye de düşünmüyorum, aslında düşünüyorum ama daha fazla içimde tutamayacağım! :O

Para desenli tuvalet kağıdııııııı!

3 Haziran 2011 Cuma

Ne biçim

Hem de ne biçim güzel resimler çekiyorum ben. Ne biçim! :D
Dedikodu kötü bişi. Ben yapmışım. Şimdi üzüldüm. Söyleyemedim de... :(
Bu gün okulda Esma, Büşra, ben neyse bütün sınıf diyim fotoğraf makinesi üzerinde yoğunlaşmıştık. Çok güzel fotoğraflar çektik. Çok beğendik.


Bi de dut yedik biz. Onu da ne biçim de yedik!



Çok büyüdük. En birinci biz olduk.

Model diye çok güzel bi grup varmış. Pembe mezarlık diye de şarkısı var çok hoşuma gitti. Büşra dan öğrendim ben de.

Haydin sağlıcakla... :)

Rengarenk Fotoğraflar

Yeni bir yer, yeni fotoğraflar:

2 Haziran 2011 Perşembe

1 Haziran 2011 Çarşamba

"Sonra uyandım"

"Sonra uyandım"

Suluboya tekniğini öğrenmek istiyorum.

Komikli bi şey varmış. Otobüse binip Abi şurdan bi öğrenci alır mısınız diyip adamı uzatıyorlarmış. Bi de aynı adamlar bu gün tavuk düşünüyorum diyomuş, kafasının üstünde tavuk çıkıyomuş. Çok merak ettim yaf. Onun adı ne biliyo musun? Nooolardı bilseydin...

-Biri birini aazından öpmüş. -Kim? -Aazından öpmüş diyom.

Geçen mezarlığın orda AKP minibüsü gördüm, yorumum: "Adamlar her iki tarafa da çalışıyor" oldu, millet yarıldı.
(Hemen de bişi çıkarma bu espiriden, daha oy bile kullanamıyom Allah'ım Ya Rabbim yaf...)

Allaaah saat 8 olmuş lan.
Hoççakal.

31 Mayıs 2011 Salı

"Ben"

Hahahaaa! FotoZeynep de stokta olmayan malı bize satmış. Ehe ehe :D Bunların hepsi ..... Hepsi .... Allah hepsinin  ....
Neyse :)
Çarşamba yollarız cuma anca gelir falan demişler. İnsan bi şeyi çok istedi mi olmayabilirmiş. Sabretmek gerekmiş. Sabrediyorum çok şükür. Yine de küfür etmesem (nokta koymasam :D) içimde kalacaktı.
Yazılılarım bitse de kurtulsam diye bekliyorum.
Bi arkadaşım var, çok seviyorum.
Bi tane daha var onu da. Piyano parmaklı kız.
Kafası olmayan kız var bi de. Yeni nickli.
Bi de gaz veren kız var :D Gaz veren derken... Şey :D Hahaha
Bi de kel kız var.
Bi de hotorafçı kız var. Onun ördekli bi fotoğrafı var, çok güzel.
Bi de ben varım... Ben... Tanımlayamıyorum. İyi ki "ben" kelimesi var. (Yok yanlış anladın, bencil değilim )
Ve anne konuşur: Kızım artık yat.
Kız bezmiştir, bitmiştir. Gider. Perde kapanmaz. Çünkü perde kapayıcılar bile uyumuştur.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Akdeniz Akşamları

Evet sayın seyirciler parmağım birkaç gündür sürekli mesaj yazmaktan dolayı hamladı :D Belki mesaj rekoru kıracağım, o kadar!
Sınavlar sınavlar bitmiyorlar...
Şu "akdeniz akşamları" parçası var ya... Onun çalınışını öğrendikten sonra çok pis sinirlendim. Yıllardır sahillerde falan gitarı alan erkekler çok bişi çalıyormuş gibi yapıp hiç bi şey çalmıyormuş meğer sayın seyirci! O parça var ya, çalınması en kolaylardanmış. Nasıl gıcık bi durum. Biz de bişi sandıydık onları. Neyse artık öğrendin. Zor zor parçalar falan isteyin kızlar, erkekleri canlarından bezdirin nihahah!
Akdeniz akşamları diyince aklıma da Akdeniz Fokları geldi. Fokları koruyalım, soyları tükeniyor. (Bu bende alışkanlık yaptı, sosyal mesaj olayı yani...)

"gold stokta olmadığı halde malı bize satmış"

Cancaaazlarım inanmazsınız gold stokta olmadığı halde malı bize satmış. :D hahaha bunlar da anca beni bulur zaten. Allah sabrımı deniyor galiba. "Allah'ım kaç aydır bekliyorum, bunlar dünya malı onu da biliyorum. Yine senin nimetlerini çekeceğim zaten. Gelse sevinirim tabi... Ama çok da önemli değil yani"  Gold da bi tuhaf. Madem elinde yok, yok de bi şey yap. 1 hafta ne bekletiyorsun. Bi de parayı geri göndermiyorlar öyle bi durum var. Babam şikayetimvar.com a gönderdi hemen olanları. Para tıkırt geri geldi tabi. Bu şikayetimvar.com u açan adamdan Allah razı olsun. Hak dediğin yenmeye müsait bi şeydir. Bu site sayesinde biraz daha zorlaşıyor hak yemeleri. Bi forumda da şikayet edenlerden bi avuç insan diye bahsetmişler. Damlaya damlaya okyanus olmuş haberleri yok bence.
Neyse FotoZeynep'ten satın aldık bu sefer de... Bakalım o ne zaman gelecek. Forumlarda gördüğüm kadarıyla FotoZeynep'ten memnun olan epey kişi var. İnşallah biz de memnun kalırız.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Rengarenk Hikayeler

Salı günü hayatımda gördüğüm en güzel gökkuşağını gördüm. Yağmur yağıyordu hem de epey şiddetli ve yağmurdan dolayı pasajlara, mağazalara saklanan herkes "Heey, gökkuşağına bak..." gibi şeyler söylüyordu. Sanki biraz gitsek dokunacaktık. Ama kandırdı beni, gittim gittim ve dokunamadım. Minibüse vardığımda sırılsıklam olmuştum ve yanımdaki kadın bana dokunmamak için rahatsız hareketler sergiliyordu. Halbuki kaba bi insan değilim, ben de olayın farkındaydım. Kadına dokunmamak için diken üstünde oturuyordum. Sonunda durağa geldik de rahatladım... Derken... Yağmur bu sefer de burda yağmaya başladı. Anlaşılan bulutlar minibüsle aynı hızda gelmiş :D Eve doğru yürürken gözlerim hep gökkuşağını aradı ama gri bulutların sırnaşmasından başka bi şeyle karşılaşmadım.
Evet bilgisayar başındayken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ve yazacak biiiiir sürü şeyim var. Ama yazamıyorum. Bak içimde birikti yine. Öff. En iyisi gidip günlüğüme yazmak... Senin hafızandan silemem ama günlüğümden koparabilirim. Ayrıca günlük yerine başka bi tanım bulmalıyım. "İstediğin zamanlık" yok olmadı, "yazı" yok bu da olmadı. Neyse bi dahaki sefere bulursam söylerim. Fikrin varsa sen de söyle.
Allah Pc Gold un da Teknosa nın da cezasını versin. Subhaneke dinimiz Amin. Bi gelemedi şu sipariş,(şu sipariş şu sipariş şu sipariş oha, yazarken bile zorlanıyorum söylesem ne biçim tekerleme olur :D) telefonla destek hattı arayıp bağırıp çağırmak da hiç mantıklı değil. Sonuçta orda oturanlar mağazanın sahibi değil. Gidip şirketlerini basacaksın, dayayacaksın sopayı. Hayır 3 gün deme. 1 haftada getirebilirim de, yine anlarım bak. Beğenmiyorsam da ordan almam. Ama yoook...
Bi de Ahmet in doğum günüydü. Sınıftakinin. O bana söyledi, kızlara söyleme dedi. Ben de kızlara söyledim. Çünkü hatırlamadılar diye üzülüyordu. Kızlar da aaa bu gün ayın 26 sı mıııı falan dediler. Hiç rol yapamıyorum, Ahmet hemen anladı söylediğimi. Biraz sinirlendi ama masum kedi bakışına dayanamadı çok şükür :D O kadar iyi biri ki... Nasıl olur da bu kadar alıngan olabilir, bu kadar arkadaşlarını korumak isteyebilir ben bile şaşırıyorum. 
Budistlere karşı bi kan kaynaması durumum var ki buna ben de tam bir anlam verebilmiş değilim. Turuncudan hoşlanmazdım, ama onların olduğu fotoğrafları gördükçe hoşuma gidiyor. Ayrıca turuncu çok cırtlak bir renk, onların dinginliğini bozuyordur bence. Ben olsam... mavi ya da yeşil... evet mavi yeşil light geldi aklıma. :D
Aynı günde iki kişi "Bazen dediklerini anlayamıyorum" dedi. Ya çok zekiyim ya çok aptal. Ben de çözemedim.
Dünyaya iyi insanlar lazım.
(Sosyal mesajımı da verdim, artık ben gidiyim...)

Haa bi de şunu bi beğensene yaa, tabii seversen:

23 Mayıs 2011 Pazartesi

"İnsanları hayatına girdikleri dönemlerle tanıyorsun"

Bazen kolayca ağzımızdan "tamam söylemeyeceğim" lafı çıksa da bunun yükü aslında epey ağırdır. Söylemeyeceğim... İçimde tutmak zor geliyor; ama bu zorluğa alıştım gibi.
Bi şiir yazdım; ama söyleyemedim. Biri beğendi. Sevindim :) Hatta şarkısını bile yaptım naaabeeer?! Ama hayatta söylemem.
Nuray benle hala konuşmuyor. Doğal olarak ben de konuşmuyorum. Aslında bu gün en fazla konuştuğum kişi de Nuray'dı. O nasıl oluyor diyorsan, içimden konuşup durdum. Bana kızarsa naparım ne derim falan diye düşündüm. Prova yaptım. Ben böyleyim işte... Defalarca içten içe tekrarlarım. Ama bana kızsa hiç bi şey diyemeyeceğime eminim. Bu küslük durumu uzun sürerse yerimi değişmeyi düşünüyorum yine de. Ne ben insanları rahatsız edeyim ne de onları rahatsız ediyorum diye üzüleyim. İstemiyorum böyle şeyler.
Evimin adresini bilmiyormuşum lan yuh bana! Ayıp tabi...
O manzara vardı ya, oraya gitmek istiyorum tekrar. Ama annem izin vermiyor. Kaçsam mı ki? Ama annemden izin almadan bi şey yapmak istemiyorum. Fotoğraf makinesi alsak da fotoğrafını çekip göstersem sana. O kadar güzel bi yer kiiii... Çok huzurlu... Çok güzel...
Yaz da geldi sımsıcak olacak hava. Gerçi bunu demeye çekiniyorum, ne zaman desem yağmur yağıyor.
Günler çok uzamış be. Ama sadece saat olarak uzun. Eskisinden daha az şeyi sığdırabiliyorum bir güne.
-Merhaba ben kapşonlu.
Sen anlama zaten. Kimse anlamasın.
 Büteyra kedileri çok seviyor, Kerime de. Onlar sevdikçe ben de kedileri seviyorum. :)
Geçen gün okulda yine birilerini sevdiğimi anlatıyordum. Sonunda bana "Ayşe senin sevmediğin kimse var mı?" dediler. Ben de mmm falan dedim, bilen bilir (okumayanlar ne biçim merak etçek şimdi :D) sevmediğim bi kişi var. Teyze gibi bişi. Onun haricinde herkesi seviyorum. Hepinizi! Onu da sevmek istiyorum, sonuçta kul. Ama sevemiyorum, belki genlerle alakalı bi şeydir. Tamam çok pis sallıyorum, genle alakalı olsa babam da sevmez. Neyse boşver. İnşallah bi gün severim.
ıııı... şiir. ııı... sena ne dicek acaba...
ben özledim yine. Kerime yi Sena yı...
Ben bi de korktum, arkadaşımı görmekten. evet korktum. insanları hayatıma girdikleri dönemlerle tanıyorum. evet her şeyin açıklaması bu. teyze gibi bişiyden nefret etmemin nedeni de. onu görmeyi korkmamın da nedeni bu. bana uzaylıymışım gibi bakma sen de aynı şeyi yapıyorsun: "İnsanları hayatına girdikleri dönemlerle tanıyorsun"

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Altın Çilek Hapları

Sena: Oha altın çilek yiyip ölmüş bi tane kadın! :o 
Ben: evet ben de duydum onu. hatta havyarli bi krem almayi dusunuyordum. h gerci hic kremden oleni duymadim. hep hapla ölüyorlar ama yine de zarari olmaz diyemeyiz.
Sena: inceltici krem de yok mudur? :D
Ben: Ay tatlım krem bilmiyorum da altın çilek haplarından filancanın kızı 15 kilo vermiş. hahaha :D :D

19 Mayıs 2011 Perşembe

Mezuniyet ve lüzumsuz bikaç şey. bikaç öyle yazılmaz. olsun.

Tırnaklar uzun ve ojeliyken klavyenin tuşlarına, telefonun tuşlarına basmak çok ilginç gelir bana. Hayır yanlış tahmin, tırnaklarım uzun ve ojeli değil; ama aklıma geliverdi işte...  Bu gün Kitap Gibi Kız'ın mezuniyeti varmış. :) Bi de Kırıkkale'deki lisemin on ikileri de mezuniyetlerini kutlayıp fotoğraflarını face de yayınlamışlar. Kıyafetleri çok güzeeel... Yalnız benim gördüğüm kıyafetler on birlere ait. Yani asıl mezunlara değil. Geçen sene de mezuniyete gitmişti şimdinin on birleri. Yani bizim dönem... Ben de gitmiştim; çünkü tüm sınıfım ordaydı. Mezuniyet değişik bi şeydir. İlginçtir. Kıyafet seçmek çok zor gelir bana. Hiçbir zevkli tarafı da yoktur ayrıca. Topu topu bir gece giyeceğin üst baş için ortalama iki hafta dolaşırsın. Bunu abartanlardan bahsetmiyorum benim gibi bezgin ve seçmesi zor olan gruptan bahsediyorum. Bu kıyafet olayı mezuniyette herkes süslenip püslenip geldiği için zorunlu gibi bi şeydir. Seneye benim mezuniyetime nasıl gideceğimi hiç bilmiyorum. Ahaaa buldum! Orta okuldan mezun olurken aldığım kıyafetlerle! Hahaha :D Olursa tabi. O zamandan bu zamana döt döbek aynı kalmamıştır herhalde. Denemem lazım. Neyse bu aklımın bi köşesinde duradursun... Mezuniyetten bahsediyordum. Evet içeri girdiğin anda bi tanıdıklarını görme çabalarına girersin. Onlar da senin yanına gelme çabalarına girerler. Herkese ayy çok güzel olmuşsun temalı sözler söylemelisindir. 2 hafta boşuna mı kıyafet seçildi! Yerine geçtin, yemekse yemek pastaysa pasta yedin... Tabi bu sırada o kadar çok fotoğraf çekindin ki yanakların sahte gülücük moduna geçti ve yanak kasların pazu yaptı. (niye canım olamaz mı hahayt :D) Tabi bi gecede bu kadar çok yanak çalıştırmak ertesi gün hamlamasına neden olabilir. Yani ertesi gün konuşamayabilirsin :D Dikkatli ol. Sıra oyun tarafına geldi. Halay malay işte... Sen tam kendini hayala kaptırıp coşmuşken oturup halay edenleri izleyen birilerini görürsün 'lan çok mu abarttım acaba! bunlar oturuyo hanım hanım ben tepiniyorum' triplerine girersin, keyfin kaçar. Ama halaydan da vazgeçmeyeceğin için devam edersin. Sıra romantik dans müziklerine falan gelmiştir. Bu sefer keyif kaçırma sırası bende. Çünkü benim mezuniyetimde kimse bana gel Ayşe cim dans edelim bi tanem falan demez, diyemez. Sıkar biraz. Topuğunuza sıktırtmayın uleynnn!  Neyse efenim millet dans ederken sen onları izlersin ve az önce halayda sana olan gibi olmaması için millete gülerek bakarsın. Hani 'rahat ol arkadaşım... et dansını.' der gibi. Dans edenler de etrafa öylesine bakmaktadırlar. Bazıları konuşur falan, ne konuşuyo lan bu diyebilirsin. Ama ben o kadar meraklı değilim -Bu yüzden mezuniyet öncesi ağız okuma kursuna gideceğim. Şşşt!- Ve tepinmeler bittikten sonra herkes evine gider.Yorgun , mutlu ve huzurludurlar. Ama iş daha bitmedi sırada fotoğrafları facebook a eklemek var. Ne de olsa her fotoyu face e eklemek artık vatani görev haline geldi. Kimse görevlerini ihmal etmemeli!
Haa face demişken geçen gün face hikaye yazarlarından birini burda çok pis yermiştim. Şimdi birini de öveceğim. Adı 'Ben Mesela'. Gidip okuyun hikayesini, ben seviyorum :) 'İsimsiz Hikaye' adlı bi yazı dizisi var. Happy adlı çatlak, turuncu saçlı (belki de turuncu saçlılara sempatim bu hikayeyle temellenmiştir, olabilir bak...) bi kızın anıları falan filan...
Hani mavi bi muhabbet kuşu beni izliyordu ya. Aynı kuş -adı Aşık- dün mat 1 kitabımın üstüne mıçtı. Bakıp 'Senin yerinde olsaydım ben de aynını yapardım' dedim.
Ankara ya geldik bis. Tatil burda geçecek. Soru çözmem lazım. Aslında evde kalsaydım yaz için prova yapacaktım. Yani yaz için yaptığım programı gerçekleştirebilir miyim diye kendimi test edecektim. Ama nasip olmadı. Planım da şu: Sabah namazına mütakiben... :D öhöm. İşte sabah namazına kalktıktan sonra mezarlıkta yürüyüş. Orda bi tarla var süper manzaralı. Oraya çıkıp güneşi izlemek... Sonra eve gelip derse oturmak. Kulaklığı da kulağa takmak suretiylen  müziği tüm gün dinlemek bu sırada uyuşmak ve ders çalışmak ders çalışmak ders çalışmak! Öğlen ezanı okunur okunmaz namazı kılmak ve uyumak. Bir buçuk saat uygundur. Sonra uyanınca ders ders ders! Yatsı okunur okunmaz da kılıp uyumak. Yemekleri tuvaleti falan da ihtiyaç duydukça işte. Nasıl ama süper bi program di mi :D Yazınca 'amma sallamışım lan' diye düşündüm. Neyse daha mantıklı ders programlarıyla tekrar karşınızda olacağım. Bi de sabah yürüyüşe annemler izin vermez. Yanıma yoldaş arıyorum. Babam desen, o uyanamaz. Ahmet desen sen manyak mısın der. Elif desem ikimiz de kız olunca bi faydası olmaz. Öyle işte... Amaaan programı gerçekleştirdim manzarası için yürüyüşü kaldı hahaha :D
Tuba yı çooook seviyorum. Ne tatlı bişidir o yaa... Canım muah!
Bu gün ne kadar uzun yazdım. 0_0 ehe bu ifadeyi çok seviyodum sonunda kullandım.
Sena Minen'i de çok seviyorum. Bis onlan hotmail den mesajlaşıyoruz. Bana mesaj atmasını bekliyorum şimdi.
Neyse hadi güle güle. Şimdi namaz kılcam. Erken uyuyayım belki sabah namazından sonra yürüyüş yaparım ehe ehe.


*
**
***

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Günlüküm.

Son zamanlarda deli gibi yazdığımın farkına sen de varmışsındır. Ben günlüğüme de böyle yazıyorum. Yani bunlar benim kendim olduğum yazılarım... Saçmalaya saçmalaya, bölük pörçük, bi bu dalda bi o dalda. Ama bu hoşuma gidiyor. Hatta yazdıklarımı okumaktan zevk alıyorum. Eskiden ben bi saat de resim arıyordum yazı için. Kısaca bi postu bir buçuk saatte falan yazıyordum. Şimdi yarım saatte yazıyorum. Zaten yazı türü belli, rengi de bi güzellik yapıveriyorum.
Öldüm kollarında cenneti gördümm senden sonra öldümm yakan yok. Bu şarkının ritmini falan çok seviyorum. Video'nun altında sözleri vardı. Sırayla okuyunca pek de anlamlı sözleri olmadığını fark ettim. Ama ritim çok iyi :) Şarkıları baştan sarıp sarıp dinleyebiliyorum. Öyle bi yeteneğim var. Hıhım... Bana özel. Çünkü ben miidesizim.
Okula Fırat'ın karikatür kitabının birincisini götürdüm. Sanırım tüm sınıf okudu. Artık sağıma dönüyorum "Burası benim evimmiş meğersem", soluma dönüyorum "Sıç bok töbe töbe Allam", arkama dönüyorum "herkese sıfır bana yüz puan", önüme dönüyorum "en birinci ben oldum"... Bu durumdan şimdilik rahatsız değilim, her gördüğümde de gülebilme yeteneğine sahibim. Evet yine miidesiz olmamdan kaynaklanan bi yetenek... Zaten 19 Mayıstan sonra unuturlar.
Bi de Ankara'ya gideceğim galiba. Aslında annemi Ahmet'le birlikte (kardeşim) evde kalacağımıza dair ikna etmiştim. Ama aklı bizde kaldı, hem dört gün. kendimi geçtim zavallı kardeşim açlıktan ölebülüü... Ona da yazık. :P (Yalandan kim ölmüş...) 
Yemek konusunda bildiklerim Yemekteyiz ve Master Chef ten ibaret. Onları izlerken de çemkirmelerini izlemekten yemekleri izleyemiyorum.
Kısaca Ankara yolları taştan sen çıkardın beni baştan.
Hadi hoççakal. 

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Face Hikaye Yazarı

Bi arkadaşın babası ölmüş. Benle yaşıt. Çok ilginç bi şey: Ölüm... Cidden ama! Başkalarının ölmesi tuhaf geliyor hala; ama kendi ölümüme kendimi şimdiden hazırlamış gibiyim. Korkmuyorum, gerçekten. Zaten o günü bekliyoruz. Neden korkayım ki?
Bazen bizi umursamayan insanlara bizi çok seven ve asla kırmak istemeyen insanlardan daha iyi davranırız. İnsanın doğasında var herhalde. Mantıklı baktığında aşırı saçma; ama öyle. Bizi sevenleri avucumuzun içinde gördüğümüzden midir sıkıldığımızdan mı bilmem... Ama bu durumu yaşayan insan için gerçekten kötü bir his. Sen o kadar değer ver, o umursamasın!
Mecnun.
Pirinçten kurtları ayıkladım. Zavallı yavru kurtçuklar... Sünger Bob'un öyle bi bölümü vardı. Gerçi o kurtları pirincin içinde bulmuyordu :D Hııı... Evet... Hala sünger bob izliyorum. Öyle de çocuk ruhum var.
Geçen gün face'deki hikaye sayfalarından birinde bi yazı gördüm. 10 beğeneni vardı. Yazar fırça atmış millete. 1067 kişi var güya, beğenmiyorsanız söyleyin de boşuna yazmayalım! falan demiş. Şimdi burda bi müşteri memnuniyeti durumu söz konusu. Sen müşteriye fırça atarsan doğal olarak iflas edersin. Bazen ben böyle beylik cümleler etmek isterim sonra cesaret edemem. Hani Talihsiz Serüvenler diye bi kitap dizisi var ya... Onun arkasında okumanı tavsiye etmem gibi şeyler yazıyor; ama kitap kapış kapış yani. Ben olsam öyle demem. Şimdi bu okuyucu manyaktır, yazarı bile okumanı tavsiye etmem diyor okumayayım der falan diye düşünürüm. Hadi Talihsiz Serüvenler neyse de e be face yazarı arkadaşım, yaptığın hikaye büyük ihtimalle popüler kitaplardan birinin hikayesinin senin dilinden özeti gibi bi şey. Sen neyine güvenip de okuyucuyu azarlıyorsun. Hiç... Ben de "1067 imiş 1066 olcak birazdan. sevgilerle. :p" dedim. Normalde insanları böyle kırmayı sevmem ama çok gıcık oldum. Kötü bile olsa kendi uydurduğu bi şeylere okuyucu olarak destek verebilirim; çünkü geliştirilme şansı var. Ama başkasının olan bi şeyi seninmiş gibi yayınlamak neyi değiştirir ki? Bu gün de altındaki yorumları gördüm. Şaka mısın, mal mı ne yaa falan demişler. Hem soruyo beğenmiyo musunuz diye hem de söyleyince ben mal oluyorum anlamadım ki :p Hem azarlayarak soruyorsun, cevabı verince yine azarlıyorsun. Yeterince azarlayan var. Seni çekeceğim sanki. :p
Ayh çokkonuştum. Hadi hoşçakalın. Bi edebiyat sitesinde de sev(g)iyle yazarlardı.
Siz de Sev(g)iyle kalın efenim... :)

15 Mayıs 2011 Pazar

Ütopya

Bilgisayarımdaki fotoğraflara bakarken yazın çektiğimiz videoları buldum. Ne kadar güzelmiş... :) Hem ağzım kulaklarımda izledim hem de hüzünlendim. Hepsini çok özledim. Hepsini! 
Bazen kendimi yalnız hissetsem de aslında ne kadar çok tanıdığım ve sevdiğim insan var.
Ve bu aralar sürekli Ütopya hayalleri kurmaya başladım. Nedense gerçekleştirebilecekmişim gibi hissediyorum. Bu da yeni bir kavram olmalı. Hem Ütopik olduğunu bilip hem gerçekleşeceğine inanılan bi şey :D
Ayrıca siyaset hakkında düşünmeye başladım. Aslında siyaseti hiç sevmiyorum hatta nefret ediyorum da denilebilir; ama kendi Ütopyamı hayal ederken siyaset de mecburen işin içine giriyor.
Neyse... Bununla ilgili o kadar çok hayalim var ki. Bunları bir yere yazmalıyım. Unutmamak için...

Mavi Tüy.

Başlık konuyla çok alakasız şimdiden söyliyim.
Bi küresel ısınmayla ilgili yarışma bulsam hemen göndereceğim resmimi ama ne hikmetse ya tarihleri geçmiş oluyor ya 2 gün kalmış oluyor. Ya yurt dışında oluyor. Böyle dumur edici durumlarla karşı karşıyayım.
Şu anda beni mavi tüylü bi muhabbet kuşu izliyor. Az önce kalemi yuvarlaya yuvarlaya yere düşürdü sonra da ne olduğunu şaşırdı :D Haha birazdan klavyeye çıkacak bence. Parmaklarım ilgisini çekti herhalde. Yerim ben bu kuşu yerim yerim :) Canım yaa...
Kerimeciğim Senacığımın yanına gitmiş. Beni aradılar, konuşmadan hiç bi şey anlayamadım gerçi. Yaşlılar gibi hastalıklarımı anlattım haha. :D
Kuş klavyenin tuşlarını kemirmeye başladı bile :D Manyak şey...
Banyoda bi şarkı uydurdum. Çok güzeldi. (Zaten hep öyle gelir.) Ama şimdi pek hatırlamıyorum :D Sen başbaşa olduğumuzu sanarken aslında yalnız değildik diye bişiyle başlıyodu. Evet Allah'ı kasdediyorum. Hayır bunu diyeceğim bi durum yaşamadım. :D
Gizem bi kere aşkla ilgili bi şeyler yazmıştı. Ben de aaa burda kimden bahsediyorsun demiştim. O da kafasında bi şeyler uydurduğunu o durumda ne hissedeceğini yazdığını söylemişti. Bana da aynısı oldu.
Çikolatalı muz yiyin. Hem kalorili hem tadı güzel. Ehe anlatım bozukluğu gibi bi şey yaptım ama olsun.
Bi de bu gün dershanede sınav vardı. Girdik çıktık. Osman bi keresinde sınavdan sonra benim sırama tükenmez kalemle girdi!!! diye bi şeyler karalamıştı. Sildim ama geçmedi şimdi sıramı ordan tanıyorum. :D
Neyse bize elektrogitar hocası geleceeemiş. Hadi hoşçakal.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Öyle...

Aslında... Öyle.
Ben Şebnem Ferah'ın müziğini seviyorum. Evet o müzik Şebnem Ferah'ın. Gitarda ilk öğrendiğim parçanın onun olmasını isterdim mesela. Ama Teoman oldu. Olsun o da güzel. Kol Düğmeleri. İstersen youtube'dan izle. Bizde açılmıyo. Bilgisayar bozuk.O parça aslında Barış Manço'nun. Canım, nasıl tatlı. Barış Manço.
Nil Karaibrahimgil'i de seviyorum. Bu soyismi bi daha yazmayacağım. Onu çılgın olduğu için seviyorum. Bazı parçaları çekilmez gibi gelse de bazılarını çok seviyorum, mesela Sınav filmine yaptıklarını. Bi de Penti reklamı için yaptığı müziği çok seviyorum. Öyle. 
Ben bi de sadece enstrüman olan müzikleri seviyorum. Dinlendirici oluyor.
Müzik dinlerken vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorum. O yüzden müzik dinleyerek çalışıyorum. Mesela müzik dinlemediğimde canım sıkılıyor. Ya da gürültüye alıştım. Sınıfta iyi çalışmamın nedeni de bu olabilir. Okan'ın borazan gibi sesinden sonra odam çok sessiz geliyor.
Parmaklarımın uçları acıyor. Çünkü bu gün elektrogitar dersi vardı. Bizim hocanın parmakları nasır tutmuş öyle diyor. Bi de sürekli parmaklarınız acıyacak basarken! diye bağırıyor. Öyle.
Artık hiç kopya çekmiyorum.
Bu gün okulda yapılan nanoteknoloji sunumu süper ötesiydi. Bi de yaşıtlarım yapmış. Halk röportajı desen var, Skype'yle  Amerika'ya bağlanıp bi profösörden bilgi falan aldılar. Ödüllü sorular vardı. Mükemmeldi yani. 5 tane 100 vermeliler o veletlere.
Bi şeyleri yapamayınca sinirleniyorum bazen. Tabi herkes sinirlenir. Bu gün gözümden damlalar aktı, yapamadığım için. Ama içli içli ağlamadım. Çünkü içli içli ağlasam duramayabilirdim. Uzun sürerdi, bi de beyaz tenli olduğum için ağlayınca çok belli oluyor.
Artık aklıma gelmiyor "aaa bunun fotoğrafı ne güzel çekilir" gibi cümleler. Cidden heves miymiş? Sevgilimi aldatmış gibi hissettim şimdi.
Kerime'yi, Tuba Yıldırım'ı, Sena Öztürk'ü, Sena Minen'i, Seren Aksun'u her dakika özleme gibi bi yeteneğe sahibim. Bazen böyle çok seviyorum insanları. Bi kaç tane daha var da... Liste uzar gider. Öyle işte... Çok seviyorum. Tuhaf. Hem de karşılıksız seviyorum. Güzel bişi tabi.
Siz bilmiyorsunuz. "Erkekler Ağlamaz"ı. Siz kimsiniz? Arkanda biri daha var sanki. Baktın di mi? Bakmadın mı? Baksaydın çok güzel olurdu :) Baktın di mi lan! Kandırma beni.
Turuncu saç. Seviyorum. Ama kendiliğindense. Kendiliğindense. Ne değişik bi kelime. Bu dile yabancı olsam hayatta kullanmayacağım bi kelime. Evet böyle değişik şeyler geliyo aklıma. Senle hem aynıyız hem farklıyız. Hoşuna gitti di mi? Zıtlıklar bi arada çünkü. İkisinden biri hoşuna gitmek zorunda.
Nilüfer'in herkesle düet yapması çok değişik geliyo. İlginç bi proje olmuş.
Hotmail'i seviyorum.
Skype'yi Microsoft satın almış. Yalnız otuz otuz beş yaşında adamlar kurmuş topu topu. Bi değişikler. Bu teknoloji nelere kadir. Nanoteknoloji. O da süper bişi.
Bizim hoca dedi ki bi doktor olsan daha çok para kazanırsın ama bir şeyleri keşfetmenin tadı başka. Tabi öyledir. Hayır mecazi değil, ciddiyim öyledir.
Biz bi de gen mühendisliğini falan işliyoruz şu ara. O bana biraz korkunç geliyor. Çünkü insan aklı o kadar ayrıntıyı bir arada düşünecek kadar gelişmiş değil. Bi yanını toparlıyorlar, diğer yanı çökertiyorlar. Kaş yaparken göz çıkarıyorlar da diyebiliriz. Kötü bişi bence. Ne biliyim... Gen mühendisliği puanları da çok yüksek biliyo musun... Ama Türkiye'de iş olanağı yok. İsrail bu konuda çok gelişmiş. Kare karpuzlar falan... Yerden kazanıyor olabilirler ama GenetiğiDeğiştirilmişOrganizma onlar. Yani sonradan çok pis patlak verecekler. Kanserler falan filan...
Üç buçuk milyon insan bi konsere katılmış. Rekor kırmışlar. Tabi bu dediğim 90 larda bi zamanda olmuş. Yeni değil. Sahilde olmuş bu. Lütfü Divaneli de iki milyon kişiye konser vermiş.
Bazen böyle kişiliği oturmuş gibi olan bayansa hanımhanımcık baysa beyefendi tipli insanlar vardır. Ben onlara özenirim. Ama komiklik yapanlara da özeniyorum. Böyle çılgın olanlara. Onları seviyorum. Onlarla yaşamak çok güzel.
Bi gün önemli işler başaracağım (bundan tam emin değilim. bi gelip bi gidiyo bu his.)
Bi gün ortalardan kaybolacağım.