17 Eylül 2012 Pazartesi

Garip

Eskisi gibi rahatlama amaçlı yazamıyorum buraya. Tuhaf geliyor biraz. Eskiden benimserdim ya... İlginç.
Günlüğümsü çizgisiz defterlerimden birinin daha son sayfasına "SON" yazdım. Türk filmi gibi :) Ve yeni bi tanesinin sayfasını açtım. Süslü defterlerden biri olmayınca son derece rahat bir şekilde akıyor kalem... Kendimi diken üstünde hissetmiyorum.
Keşke eskisi gibi yazabilsem...
Garip...
Garip...
Garip...
Hoşçakal.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Yeşil tosbaa.

Ben... Ben...
Bak yeşil tosbaaanın plakası da "me" :D
Bu gün Elif Sümeyye'yle buluşacağım. 
Dünden beri uğraştığım denemeyi bu sabah kalkıp çözdüm, bitirdim. 
Uzun zamandır ilk defa "gözüme uyku girmedi" diyebilecek kadar yatakta döndüm durdum uyuyamadım. Kendi kendime "Lütfen zihnim artık düşünme ve uyu lütfen..." dedim. O da beni dinlemiş olmalı, sonrasını hatırlayamıyorum.
 Uyumak ne kadar değişik değil mi? Bilinçsizlik hali... Geçen de bi dergide bi şey okudum, yeni bir uygulama çıkmış telefonlarda. Telefonu ayarlıyormuşsun hani rüya görürken gözlerimizin hareketleri oluyor ya -rem hareketleri diyorlardı galiba- onları fark ettiği zaman istediğin müziği arka plandan dayıyormuş sen de o ruh haline bürünüp müziğin çağrıştırdığı rüyayı görüyormuşsun. Denizde uçmalar mı dersiniz, sahilde koşmalar mı... Acaba kabus müziği de var mıdır. Bilmiyorum. Neyse...
Bazen... Ne yaparsan yap olmuyor bazen... Bu Teoman en olmadık zamanlarda insanın içine işliyor. Çoban Yıldızı mesela. Onu her dinlediğimde bi irkiliyorum, bi şeyler oluyor. Nasıl bi müzik yapıyorsa artık... Sahi müzik deyince ben bi ara da elektrogitar dersleri almaya başlamıştım. Hoca gitmeyeydi iyiydi de... Yarıda kaldı elektrogitar. Acaba elektrogitarda da klavyedeki gibi ustalaşabilir miyim? Hoca da ustalaşmıştı, duyar duymaz parçayı çalmalar falan... O da değişik bi insandı harbiden. Kızların zengin koca bulma hayali vardır -çoğunlukla kendilerinden bi iş çıkmayacağını anladıklarında böyle hayallere kapılırlar-  onda da zengin kadın bulma hayali vardı. Böyle gördüğüm ilk erkekti, tuhaftı, garipti, saçmasapandı. Bi insanla parası için evlenmek çok sakat iş. Para gelip geçici bi şeydir ve elbet ondan imtihan olursun. Sonra ne olacak, karşındakini bırakıp gidecek misin? Yakışıklılık falan da öyle. İlgi beklemek de öyle mi...



Hadi ben kaçtım. Gezip tozacak, çalışacak bi sürü yer; tanışacak, buluşacabik sürü insan var.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Bomboş.

12.12
Bir insan bir insana aşık olunca ondan koşarak uzaklaşsın, böylece bu büyü hiç bozulmasın diyesim geliyor.
Çok mu saçmalıyorum? Hep yaparım bunu :)
Facebook ta tüm fotoğrafçıların sayfalarını beğenme yoluna gittim. Onlar da düğün mevsimi tabi... Ana sayfam full gelin damat fotoğrafı oldu.
Bu gelinler benim gibi gelinlik mi off işkence diyen gelinler olmasalar gerek. Özel tasarımlar mı istersiniz... Gelin başları mı çiçekler böcekler. Amaaan.
Bi şarkı var bana Sena'yı hatırlatıyor.
Biliyor musun...Bilmiyorsun.

 Bomboş.
İçimden kalk dışarı çık her şeyi arkanda bırak yürü diyen sesi sadece dinlemekle yetiniyorum.
Başka insanlara sarıyorum falan.
Saçma şeyler işte.
Al bu şarkıyı dinle: Şarkı.
Yazmayı özledim. Her seferinde de bi aksilik çıkıyor bırakıp gidiyorum ya da gitmek zorunda kalıyorum. Şimdi sen görmeyeceksin ama ben odama gidip masa lambamın ışığında günlük yazıp resim çizeceğim. Hoşçakal.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Uzun süre sonra saçmalamaca

Neden insan ayıpladığını yaşamadan ölmüyor
Ben öldüüüüümmm
Ve ben öööööllldüüüm :D
Güzel şarkı güzel.
Hep diyorum:"Kaçalım buralardan!"


Değişik bi şey buldum:Beni severmiş o
Yazımı okurken dinleyebilirsin :)


Aslında böyle uzun uzun yazmak istiyorum. Dökülmek istiyorum. Günlük yazmıyorum bayadır, sevmedim spiralsiz defterleri. Çizgisiz ve spiralliler güzel oluyor.


Bu gün kaza yaptık. Değişikti. Böyle bi anda çarpışan araba gibi çoturt.


Sonra bi saat hangi dershaneye gitsek diye aklımızda plan yaptık. Hiç bi sonuca da varamadık. Özlem hocaya gitmeyelim, bizi ikna eder dedim. O karışık akılla gidince tabi ikna eder gibi oldu. Sonra dershaneden çıkınca bi silkindim kendime geldim. Yok gelmiyorum buraya moduna girdim. Bana 11 de de böyle olmuştu. Sonra yazılmış bulunmuştum eski dershaneme. Birkaç ay geçince de pişman olmuştum. O yüzden bilemedim. Aman ya yine bende bitecek. 
Bi şeyler değişsin. Kimse beni tanımasın istiyorum, o da bana seni burda tanıyorlar bu yüzden şanslısın diyor. Hayır efendim tanımasınlar. Bilmesinler. Görmesinler. En iyisi buharlaşayım ben? Olmaz mı... Havaya karışayım. Zerrelerim on bin tane olsun. 4 bir yana dağılsınlar. Hatta sadece 4 değil, onların ortalarında kalan yönlere de. Sonra yağmur yağsın, toprağa karışayım. O enfes kokuyu kendi kokum sanayım. Derinlere inerken bir kök yolumu kessin. Hüüüpletsin beni ve ben dolanırken... Bi yerlerde yok olur muyum ki? Umuyorum.

Amelie yi özlemişim.Hoşuma gidiyor onun hayatı.


Bak şimdi, bana kızma ama bazen şöyle düşünüyorum. Hayatımda hiçbir insana karşı sorumluluğum olmasa, ben onların ne istediklerini düşünmesem. İçimden geldiğince, kimsenin hayatını etkilemeden yaşasam...

Yaşlandıkça dünyanın tozunu yutuyoruz. O yüzden dünya bize daha tatlı geliyor bence. Ne olur sanki o toz bende alerji yapsa?

İstemiyorum hiçbir şey.

Anlatamıyorum hislerimi.

Seviyorum. Seviyorum. Kelimeler yeter mi?

Çok özlemişim yazmayı...

Dıdım dım... Dım dım... Dı dı dı dımm...


Ve düşünceler değişir, hele hisler. Öyle anlıktırlar ki bazen. Aslında uzun sürelidirler de bazen. Bilemezsin!
Hey, şimdi arkana sakın bakma. Minibüsten terminalin orda inelim, Gel rengi güzel olan bir otobüs seçelim ve çanta dahi hazırlamadan buralardan gidelim?:)
 
 Gidiyorum.

24 Haziran 2012 Pazar

Ceee

Ceeee! Sınav bitti ama bana bitmemiş gibi hissediyorum. Hadi hayrolsun.
Günlerden pazar. Hava her zamanki gibi sıcak. Ve kızın teki oturmuş klavyeyi tık tıklatıyor. Sanki çok önemsiz bi şey yazıyormuş gibi rahat -çünkü çok önemsiz şeyler yazıyor.- Eski bir dostu gördü az önce. Msn denen fiii tarihten kalan icatta. Evet bu kız hala msn kullanıyor. Kendisi biraz ezik de...
 Sonracıııma. Başka ne anlatsam. Fotoğraf makinem bozuldu sayın seyirci. :(  
:Bu kerime tam bir çılgın ya :D SultanAhmet'te Japonlarla karşılaşınca birlikte yemek yiyelim demiş :D Ben de evde oturuyordum. Bi yürüyüşe mi çıksam naapsam. Ay evet çok güzel olur. Hadi see you :D

18 Haziran 2012 Pazartesi

Takılıyorum işte.
Aslında günlerim birbirinin aynı ve farklı geçiyor. :)
Ne anlatacağımı da pek bilemiyorum...
En iyisi anlatmamak galiba?
Sadece kendi kendimleyken bazen çok mutluyum bazense mutsuz. Herkes öyle değil mi zaten... İnsanoğlu kendi ruh halini kendi başına değiştirebilecek kadar büyük güce sahip ;) :O :p
Aman.
Bu gün Umre cd sini izledik. 10.000 tane sahabenin mezarı vardı. Ama hangisi kimin mezarı belli değil. Normalde mezarların öyle olması lazımmış zaten... Yani kaybolması esasmış. Ülkemizde mermer üstüne mermer yaparlar. Benimki kaybolup gitsin istiyorum. Anneme vasiyet ettim zaten bunu. :)
Japonya'da bayanlara özel metro yapmışlar o.O Türkiye ye de lazım, İstanbul daki kadınlara yapılan o rezilliği... Ayy hatırlamak bile istemiyorum. Kadınların değerinin düşürülmesinden başka ne bu?

15 Haziran 2012 Cuma

2. Sınav.

Sınav öncesi gelip yazmak istedim :) Biliyor musun bu yılın başında sınav günlüğü yapasım vardı. Aslında yaptım gibi de... Ama yayınlanmalık diye düşünmüştüm :) Sonra bir de ne göreyim "Bir Delinin Sınav Günlüğü" diye bir kitap varmış! Zaten benim günlüklerimi de yayınlamak istemeyeceğime karar verdim.
Her insanın sevilesi özellikleri var.
Ve nefret edilesi.
İnsanoğlu gerçekten çok ilginç bir ruh yapısına sahip sayın izleyici...
Geçenlerde okuma kitaplarına bakarken biraz içini tırtıklıyordum. Çok ilginç bir yazı gördüm. Sanırım adı "Kızları Tavlama Sanatı"ydı. Bunu niye sen okuyorsun diyebilirsin, mantıklı tabi. Bilmiyorum merak ettim işte. Neyse... Adam kısaca şöyle demişti, bir hobin olursa, spor yaparsan, kibar ve ince olursan, biraz da bakımlı ve ağzın laf yaparsa kızları tavlarsın. Ya da en azından tüm bunları yapıyormuş gibi gözükürsen. Benim ilgimi çeken kısmıysa "Kızlara onun kimseye benzemediğini hissetirmeniz yeterli" demesiydi. Ve kendimi düşündüm. "Anormallik" hastasıyım resmen. Özgün olma isteği damarlarımda geziyor. Diğer tüm insanlarda da bunun az ya da çok olduğunu fark ettim. Gerçekten hepimiz farklı olmak için uğraşıyoruz. Birbirimize göre benzerliklerimiz de farklılıklarımız da var. Baktığın açıya göre değişiyor tabi... Her neyse... Pek bi garip geldi insanoğlunun bu huyu. Bu kadar fazla yapmama rağmen. Düşündükçe şaşırıyorum zaten... Psikoloji gerçekten çok farklı bir şey...
Allah rızası için bi şeyler yapmak... Ne bileyim... Bunun için uğraşırken kendimi unuttuğum günleri de görecek miyim acaba?
Bu gün ferace giydim. O kadar rahat ki. (Sanırım Kerime sevdiği için ben de onu sevdim)
"Bana öyle bakma. Anlayacaklar."
Tuhaf bir ruh hali dostum. Sanki bundan sonra bi sınav daha yokmuş gibi hissediyorum ama aslında var. Neyse ki tatile girsem bile çalışmayı bırakma hissi yoktu içimde İnşallah şu 2. hatta 3. sınava da çalışabilirim. Hoş şunun şurasında 9 gün anca kalmış. Yarısı dolu yarısı boş geçecek 9 gün. Bi şekilde bitecek 9 gün. Gün saymak ne saçma bi şey. Neyse efendim... Ben de oturuyorum öyle işte. Klavyede elime ne gelirse yazıyorum. Rahatlatıyor biliyor musun? Artık uç beynim çalışmıyor klavye kullanırken, refleks oldu.
Bi ara da ehliyet almak lazım.
Belamı arıyorum. Yo yo şaka yaptım aramıyorum. Dalga geçiyordum, gerçekten abi.
Ben bi keresinde...
Hiç bi şey yapmadan oturmuştum.
Gerçekten oturmuştum, tam da odamın en boş olan duvarının altına çökmüş odamı izlemiştim. Yerden izlemek çok değişik oluyor. Ha bir de duvarların kesiştiği köşeye sırtını yaslayıp izlemek de değişik oluyor. Ve bazen dolabın içine oturup izliyorum. Evet ben bi tür manyağım, odamı izlerim bazen. Hayır hayır amaç oda izlemek değil, düşünmek.
Merve böyle demişti. "Ben bazen oturur düşünürüm. Evet, sadece düşünmek için zaman ayırırım."
Ve bazıları da yürür düşünmek için. Hem de her gün. Aslında bazıları değil, bu bahsettiğim tür tek kişi. Kendisine benzeyen bi tane daha varmış; ama aynı format değilmiş.
"Bıraktığı yazıya pencere camının buğusuna... Hoşçakal. "
Sınavdan sonra Kur'an kampı yapacağım İnşallah. Aslında bi tane kıza yazın sana Kur'an öğretebilirim demiştim. Biliyor musun, azıcık çalışsan bile yetişkin bir insan 1 haftada öğrenebiliyor. Ama sonra tekrar etmezsen unutması da çok kolay. Her şey gibi... Bi de sünnet ya, "Kur'an'ı öğreniniz ve öğretiniz. Zira Kur'an öğrenen ve öğreten kimse, bulunduğu her yere misk kokusu yayan misk dolu bir kap gibidir." hadisi var. Ne güzel bi tanımlama ya... :) Şimdi daha da hoşuma gitti.
Ehehe geçen kandilden sonra gül koktuğum için şaşırmam geldi. :D Meğer Selpak'ın çiçekli mendilinin kokusu gripten dolayı üstüme sinmiş. Ben de diyorum daha o kadar ermediydim? :S :D
Neyse dostum... Yarın benim sınavım var. Enee saat de 23:59 olmuş iyi mi?
Ben gideyim uyuyayım. Yarın Matematik ve Geometriye akacağız :D
Hadi bb.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Umre...


Günlerden can sıkıntısı aylardan haziran. Okul bitti... Bittiğini anlamadım bile aslında. Umrumda da olmadı pek. Ah bi daha göremeyeceğim demedim hiçbiri için. En iyi ben bilirim, istersen görürsün yine istersen bağlantın kesilmeyebilir. Piyano parmaklı kızı görünce özlediğimi hissettim sadece... Bi de Arzuhan baloncuk çıkarmıştı ben de fotoğrafını çekmiştim. Güya 18 yaşındayız hee... Arzuhan iki dakikada güldürme ustası. Maşallah.
Yaklaşık 3 gündür 1 gün ileriden yaşıyorum. Çok feci bir his ve günlere göre ders programım değişince çok kötü oluyor. Geçen de yolun yarısından döndükten sonra bu gün yarın ders olduğunu unutmanın verdiği şevkle vs vs. Hava çok sıcak kısaca. :p
Umre ye gideceğiz İnşallah. Bu gün konferansı vardı, güzeldi. İlginçti. Gidince nasıl olacağını merak ediyorum. Şu sıcaklar aklıma takılıyor. Çok pişer miyiz ki ya? Serin olur İnşallah... Gerçi olmayacak duaya amin demek mi oldu bu? Olmayacak dua var mıdır ki? Bence yağmur bile yağabilir :) Yağsa güzel olur. Fotoğraf çekmek de serbestmiş. En çok sevindiğim şeylerden biri bu. Hala yıllar önce gördüğüm yağmur sonrası mermerden yansıyan Kabe resmini unutamıyorum, belki benzerini çekmek bana da nasip olur.
 
 Bu da güzelmiş, az önce buldum. Google keşke aklımızdaki resme yakın resimleri de bulabilse...
Sırt çantalarını seviyorum. Betül le gördüğümüz kırmızı sırt çantasını hala unutmadım. Güzeldi, aslında onu takmak için yeterli cesaret de yok bende. Ama aklıma takılıverdi niye bilmiyorum. Tuhaf gerçekten. :S
Riyal, para birimi. Ama oyun parası gibi falan geliyor.
Bazen bazı insanlar beni sinir ediyor. Umre de adam bunları umursamamamızı söyledi. Gerçekten Umre nin bende bi şeyler değiştireceğini hissediyorum. Tekerlekli sandalyedeki Fatma'nın "0 km!" diye bağırışı geliyor aklıma. Gerçekten tüm günahlarım affolur mu... Sanki hafiflerim gibi geliyor. Bu gün omzumun üstünde beni izleyen melekleri düşündüm. İlginç geldi bi kez daha. Aslında biliyoruz ama hayatımıza oturtmuyoruz. O meleklerin beni sürekli izlediğini düşününce o kadar çok günahım gözüme battı ki... Mutlu olamıyorum.
En son mutluyken bi resim çizmiştim. Güzel olmuştu. En azından bence...
Son zamanlarda pek günlük de yazmıyorum.
Bu gün çalışmak olmayan acımı hafifletti gibi hissettim. Evet son şıktır benim için çalışmak. Elimde yapacak bi şey kalmayınca yaptığım şeydir genelde. Aslında sevmiyor değilim de başka şeyleri daha çok seviyorum problem orda.
Bi tane velet de otursun yazsın belki kafası yerine gelir dedi galiba. Gelmeyo arkideş. Öyle bi gitmiş ki geri gelmeyo. (bu nerenin şivesi bilen varsa söylesin)
Karnım acıktı. İnatla yemiyorum. Yemeyeceğim de. Açlıktan ölene kadar. Bırakmazsanız nefesimi tutarım diyip ölen kadın gibi. Çok kilo aldım ya ondan. Ve buna zeki de değilim zaten diye devam edesim var, geçen sefer öyle yapmıştım. Bu yalan aslında. Kendime de söylediğim bi yalan. Özel dersle haksız rekabet yapsam da zeki olduğumu ben de düşünüyorum. Çok da zeki değilim ama... Abartmanın alemi yok. Ya da Allah yardım ediyor bilmiyorum.
Bu gün İslam ın kurallarını bilimsel açıklamalarını duyunca daha çok özümsediğimizi fark ettim. Yanlış... Fazlaca riyakarca.
Kendimi öylece bırakmak istiyorum. Hiç bi şey düşünmemek, umursamamak. Gerçekten buna ihtiyacım var. Lüzümsuz yere yükleniyoruz zaten bi çok şeyi. Pardon HER ŞEYİ! Bi şey istemiyorum şu an. Kendim ve diğerleri için.
Belki gelirim belki gelmem.
Gidiyorum.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

İlginçlikler abidesi

Doğum günlerine çok mu değer veriliyor ne? Ne önemi varsa... Dünyadaki bilmem kaç milyar insandan biri bu gün doğmuş, eee? Zaten ne zaman bu dünyadaki bilmem kaç milyar insandan sadece biri olduğumu ve aslında olup olmamamla değişen pek bir şey olmadığını fark etsem değersizliğim yüzüme çarpılıyor. Değersizlik demişken, sana da oluyor mu bilmiyorum... Bazen geçmişte şu ankinden daha iyi durumda olduğunu fark ediyorsun ve için acıyor. Çok tuhaf bi his. Sanki o geçmişteki sen sen değilsin. O anın Ayşe Nur'u ve bu anın Ayşe Nur'u farklı insanlar sanki. Ki büyük ihtimalle de öyle. Az önce milyar tane insan olduğunu söylemiştim ve şu anda her "an"ın başka bir insanı olduğunu da keşfettik, gerisini sen düşün yani... Yaratıcı nasıl büyük bir güce sahip.
Hani bilim insanları uğraşıp bir böbrek yapabilir belki bi gün. Ama duygu yapabileceklerini hiç sanmıyorum. "Ruh" gerçekten yaratıcının kanıtlarından biri. O kadar insan ve o kadar ruh hali ve o kadar duygu ve o kadar hayata bakış açısı. Bir insan aklı bunu tasarlayamaz. İmkansız...
Eve gelmek çok tuhaf. Bi o kadar rahat ve bi o kadar rahatsız olduğunu fark ediyorsun. Gerçekten. :)
Hayatta birilerine karşı sorumluluğun olması omuzlarında ne kadar büyük yük aslında değil mi? Kendini gözden çıkarabilirsin rahatlıkla. (En azından ben sorumluluğumda olan bi insanı ve kendimi düşündüğümde, kendimi daha kolay gözden çıkardığımı fark ediyorum.) Yorucu. Ve benim birilerinin sorumluluğu altında olmam da öyle...
Hayat böyle devam ediyor.
İlginçlikler abidesi...

3 Mayıs 2012 Perşembe

İçimde anlamlandıramadığım bi tembellik var. Geçmiyor...
Bu gün bu gün ne giysem i ve evim evim güzel evim i izledim. Ülkemizdeki insanların hepsinin böyle lüks içinde yaşayıp yaşamadığını düşündüm. Ve örnek gösterilen, siz de buna sahip olmalıydınız dedirten

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Öyleymiş. Güya.

Yok neymiş oturma odasının perdeleriymiş bilmem neymişmişmişmiş. Perdeler değişmeliymiş. Çok güzel olmalıymış. Çünkü perdelerin görevi güneşi engellemesi değilmiş. Perdelerin asli görevi gösterişmiş efenim... Öyleymiş. (Güya.) Çok şükür annem gibi bi annem var :D Allah tan o kadınlar gibi değil.
Ev dediğin temiz olsun tamam; ama camları silmek omuzlarında bir yükse silme gitsin ya. Sana da yazık günah. Camları sildiğinde mutlu olmayacaksan silme. Sanki silmesen sağlığından bi şey mi kaybedeceksin? Ya da berbat mı olacak her şey? Öyle yaşayamayacak mısın sanki? Tamam, içeri güneş girsin istiyorum diyerek silsen bi şey demeyeceğim de elalemin kadını görecek, ayy ne pis kadın buuu diyecek diye silme be kadın. Silme. O elalemin kadınının işi gücü yok, sen bakma ona. Pardon işi gücü milletin camlarının temiz olup olmadığını kontrol etmek. O kadar rahatsızsan gel sil anacım desene sen o kadına, ne strese sokuyorsa bu kadıncağızları... Anca konuşsun işte. Bıdı bıdı bıdı.
Ve insanlar bi sürü bi şeyler yapıyorlar, başkaları bi şeyler demesin diye. Ben de dahil olmak üzere.
Ne kadar sinir bozucu bir durum. İsyan edesim var. İçten içe öfke patlaması yaşıyorum. Aaaaa! Yettin ama bee! Diye bağırasım geliyor bazen. Ama yapmıyorum. Sevgi saygı çerçevesinde olmalıyız, onlar da bizim ömürlerimizi bu çerçevede yiyorlar çünkü.
Yatağının üstündeki örtü düzgün olmalıymış. Sana ne? Ben bozuk seviyorum. Sana niye batıyor benim yatağımın üstündeki örtü?
Kapalı kapalı halimle bisiklet sürmemeliymişim. Yahu nedir bu kendinize getirdiğiniz saçmasapan sınırlar? Sür gitsin. Oh sefam olsun. Tekerlekleri şişirelim, önce ben süreceğim. Özellikle de senin yanından geçeceğim. Hem de el sallayarak, dil çıkararak. Sen de yanındakine fısıldayacaksın: "xxx in kızı var yaaa... Reziiil püüü. O kapalı haliyle" diyeceksin. Ben hafifleyeceğim sen arkamdan tükürüklerini saçmakla meşgulken. Nıç nıç nıç derken bi gün ağzın açılmayıverecek göreceksin.
İçinden geldiği gibi dans et. Bak ne kadar rahatlatıcı... Ve saçma hareketler yaptığını bile bile bir balerin edasıyla. Hele elini tutabileceğin, birlikte saçma hareketler yapacağınız bi dostun varsa! Ne güzel hayat :) Daha ne istiyorsun?
Sana hayatın tadını çıkarmayı tavsiye ediyorum. Ben de öyle yapmaya çalışacağım. Zor durumlarda da olsa :) Birileri seni beğense de beğenmese de. Fişlensen de. İçin acısa da... Yalnız da birlikte de. Sana güzel dileklerimi yolluyorum. :) Hoşçakal.

29 Nisan 2012 Pazar

00.00

Naaapardım bilmeeeem...
Mm... Merhaba :) Ben geldim. Napıyorum anlatayım. Şu ara evde hiç ders çalışasım gelmiyor.
Bi de ne iş yaptıysam bilmiyorum, hamlamışım :S Merdiven inmek tam bir işkence şimdi.
Öyle işte...
Aslında mm. Of ya klavyenin akması gerekiyordu. Ama hiçbir şey yazamıyorum nedense.
Bu gün Evde bulunduğum minik süre içinde de Sıkıldım ya... uyudum. Saat beşti uyandığımda. beş buçukta da dersim vardı. Ders de bi tuhaftı. Bazen uçtuğumu ve süper anlıyormuş taklidi yaptığımı fark ettim. Bunu gün içinde bi kez daha fark ettiğimde Düşüncelerimi geri sardım. Yani son düşündüğünden geriye giderek kaynağını bulmaya çalışıyorsun. Çok ilginç oluyor :)
Alışkanlık.
Biliyor musun özleniyor... Her anlamda. Arkadaş dost akraba... İnsan olsun yeter. Oralarda bi yerde aklına geliyor. Özellikle de fotoğrafına bakarken yüreğine bi şey düşüyor sanki. Klasik olup ateş demek istemiyorum ama onun gibi. Ilıkla kaynar arası bi su gibi. Anımsıyorsun. Her şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorsun. Bazen de eskisi gibi olacağını biliyorsun.
İlginç bi durum bu da... O kadar süre geçiyor ama arayıp sesini duyduğunda ilk günkü gibisin. Bazı insanlarda yiyor bu. Sanırım karşılıklı olunca... Ama tek taraflı bi düşünceyse bu olmayabiliyor. Napalım, herkesle ilk tanıştığın günkü gibi ya da arkadaşlığın zirvede olduğundaki gibi olamayabilirsin. Bunu böyle kabullenmek lazım.
Ve 00.00
Bi ara bu benim hayali arkadaşımdı. Evet daha önce hayali arkadaşı 00.00 olan bi insan duymamışsındır. Ben de duymadım :D 00.00 la konuşur, her gece o gelince mutlu olurdum. Takdir edersin ki bir dakikalık bir mutluluk bu. Saat durmadığı sürece.

28 Nisan 2012 Cumartesi

minicik insan

Şimdilik gelir gibi oldum.
Yine geleceğim.
O zaman daha çok bıdı bıdı yapacağım.
Dünyanın herhangi bir yerinde olan minicik insan yine konuşacak. Yine lüzumsuz yine lüzumsuz.
Hoççakal.

20 Nisan 2012 Cuma

Bahar geldi. Ali ata bak. :D

Atatürk Dede ve yanındaki masum çocuk :)
 "Alın teri"
 kırmızı lale?
 yağmur sonrası pembe
tomurcuklar açarken...


Çok hikaye anlatasım var sevgili dostlarım. Ama çok da üşendim neyse bi başlayalım bakalım...
Mm. Öncelikle hayatımın diğer insanlar tarafından sık sık vurgulanan bi dönemindeyim. Etrafımdaki insan güruhunun heyecanlarını hüzünlerini falan görüyorum. Sanki ben onlardan biri değilim. Ama öyle olmalısın diyorlar. Senin de kalbin atmalı "Aaaa yarın sonuçlar açıklancaaak! Delireceğiiiim! Artık açıklansııın" diye bağırmalısın diyorlar. Niye bu dediklerini yapmıyorum bilmiyorum. Kevser in dediği de çok mantıklı gelmiyor açıkçası. Ben umursuyormuşum ama içime atıyormuşum millete de umursamıyorum diyormuşum. Yahu içime atsam içim dolu olur, e tık yok? Neyse efenim. Fena, berbat bi sonuç gelmedi çok şükür. on bin. iyi geldi iyi. :p
bu ara çok fazla hayal kuruyorum ve olacağına da inanıyorum üstelik. şu pilot hayaliyle başlayayım. başkasına özendim itiraf ediyorum. hem de çok pis özendim. şimdiye kadar niye aklıma gelmediii. at binmek, rafting gibi şeyler aklıma geliyordu da nasıl olur da pilot olmak aklıma gelmezdi! hayali bile güzel. hayallerle mutlu olunca kendimi yemeğin buharıyla doyan insanlara benzetiyorum.
Yüzüm yanmış. Şimdi ben beyaz tenliyim ya, çok yanıyorum. Eskiden her dışarı çıkışta güneş kremi sürerdim. Zaten tesettürden ötürü bi yüzüm bi ellerim gözüküyor. Şimdi güneş ihtiyacımı karşılamam gerektiğini düşündüğüm için krem sürmüyorum. Ama güneş çok yararlı bi şey değil bence. Hatta günlük 16 dk mı neydi, bundan fazlası zararlıymış. Plajlarda filan güneşlenmek, yararlı olduğunu düşünmek yalan yani. Yok öyle bi dünya. Hatta direk cilt kanseri. Al başına belayı. Kemik gelişimi için önemli. Bebekler, çocuklar için yani. Yetişkinlerin gelişen bi kemiği yok zaten. Dinleyin beni sevgili okuyucularım.
Sonracıııımaaa... Ay uykum geldi. Uyusam güzel olur.
Gazlar testim var. Ama çok pis hızlı çözerim bitiririm hemencicik İnşallah. :D
Allah ım susuzluktan ölen insanlara, yardıma muhtaçlara yardım etmeyi bize nasip et. Amin.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Buraya yazmayı çok özlemişiiim. :) Cem Özkan ın dön bana diye bi şarkısı var. dinleyin onu. Arzuhan dan gelen yorumla "ağzına sıçmalık şarkı mı istiyorsun?" nıç nıç nıç. Ne biçim kelimeler öyle onlar. Ayıpçıl ayıpçıl. Hakikaten ben bu ara biraz bozmuşum ağzımı. 25 kr uygulamasına geri döneyim ya. Bozmuşum derken... Küçük küfürler. Kendi kendime bile edemem büyük küfürleri. Lan bi övünmeye durayım, kesin yakında onu da ederim ya. Kahretmesin. Ayy Cem Özkan'ın Bilmeni isterdim diye de bi şarkısı var. Ne güzel melodi ne güzel şarkı yaa... Üstelik ilk şarkıda dinleyince ben deee demiyorum ama ikincide birazcıcık diyorum :D
"Uzaklardasın şimdi... Dünya kadar.
Duymadım ki sesini... Ömür kadar.
Belki görmem yüzünü... Ölene kadar.
Eğer bir gün görmezsem seni yeniden şu hayatta.
Bilmeni isterdim bir şeyi.
Söylemek isterdim bir şeyi.
Seni ne çok sevdiğimiiiii... Seni ne çok sevdiğimiiii"
:)

11 Nisan 2012 Çarşamba

:)



Play

İkisini de ben çekmedim ama bayıldım. Siz de bayılın :D

10 Nisan 2012 Salı

Bu gün çok tuhaftı. Bi çok duyguyu yaşadım.
Şaşkınlık, mutsuzluk, aşırı mutluluk, sinirlenmek vs... Dolayısıyla ağlamak, kahkahalarla gülmek, kızarmak, bozarmak ve bi sürü şey.
Şimdi yine durgunlaştım. 5 dk önce içimi yine biri sıkıyordu. Bu durumda gözümün önünde şöyle bir resim beliriyor. Biri yüreğimi ellerinin arasına almış, hamur sıkarsın ya öyle sıkıyor. Sıktıkça ben bunalıyorum ama yapacak bi şey yok.
Ben gidiyorum ya. Anlatasım bile yok. Gidip zıbaracağım. 12 yi 12 geçerken.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Ne diyeyim işte. Fotoğraflara bakmayacağım, çok kota götürüyormuş. Kotalı internet, insanda yaptığı stresle ömür denen kotadan da yiyor üstelik.
Bu gün Sena'yla mesajlaştım. Evet bir gün içinde bir sürü insanla mesajlaşırım; ama bazıları daha baskın düşüyor. Daha çok iz bırakıyor demek ki. İlginç...
Bi de bi insan var. Çok iyi akıl veriyor. Valla bak.
Biliyor musun blogda yazdıklarımda kötü şeyler hakkında o kadar az ipucu veriyorum ki, üzerinden zaman geçip tekrar okuduğumda ben bile anlamıyorum neyden bahsettiğimi :D Günlüklerim için de geçerli bu. Güzel bi şey... Bana dostunun yaptığı iyi şeyi kayaya kazıyıp kötü şeyi kuma yazan adamı hatırlattı. Severim o hikayeyi :) Hikaye diyince aklıma öykü geldi, ordan da "Hişt" Sait Faik'in. Sena seviyormuş. Siz de okuyun, güzeldi. :)
Koşunca karıncalanma hissi oluyor. Ankara'da gittiğimiz ailelerden biri zayıflatıcı bi alet almış. Günde 15 dk kullanıyorsun, titreşiyor falan... Kesin görmüşsündür tv de. Denedim ve onda da aynı karıncalanma oldu. Aa koştuğumda da bu oluyordu, dedim. Meğer o zayıflamakla ilgili bi şeymiş. Metabolik olarak aynı şey oluyormuş demek ki. Bu arada o alınan aletler de hiç kullanılmaz. Yürüme bandı bu listenin başında gelir. Düzenli kullanan bir Allah'ın kulu görmedim. Ki saçma bi şey de zaten. Çık bi dışarı hava al. Oksijen gitsin beynine. Sanki ev içinde tıkılıp kaldığımız vakit çok azmış gibi, yürüyüşü bile evde yapıyorsun. Bi de apartmanda yaşadığımız için alt kata çok ses gidiyor. Nerden biliyorum, üst kat komşumuzun bi yürüme bandı var. :D Neyse ki dediğim gibi oldu da aldıktan sonra bir hafta içinde tozlanmak üzere bir köşeye kaldırdılar. :D
Ben basit dedikodular yazıyormuşum efenim; ama nasıl oluyorsa okutuyormuş kendini. Evet çok lüzumlu şeyler yazdığımı söyleyemem ki okuduğum bloglarda da çok lüzumlu şeyler yazmıyor. :D Bu ortak alanlar iç dökme, rahatlama, saçmalama gibi işlere yarıyor, siz de buna şahit oluyorsunuz; olay bundan ibaret. Fazlasını beklemenin alemi yok. O kadar iyi yazsaydım, yazarken bi amacım olsaydı yazar olurdum di mi; hiç... :P
Mm... Ne anlatayım. Pembe. Pembe manyağı olmaya doğru gidiyorum. Ama bildiğin pembe değil, toz pembe. İlk başta amacım buydu; ama bu gün baştan aşağı pembe görünce kendimi tuhaf hissettim. Niye böyle takıntılısın dedim. Tek bi renk giymek zorunda mısın? Sen rengarenk değil misin? Rengarenk giyin gitsin. Pembe pembe diye uğraşma. Gri gri diye de uğraşma. Öyle oldu işte. Pembe ayakkabılarım da çok rahatsız yaaa... Öyle böyle değil. Ya nasıl yürümezken bile topuklarımı ağrıtabiliyor anlamıyorum. Hayatımda bu kadar rahatsız bi ayakkabı daha giymedim. Ve bunu nasıl alırken fark etmedim, onu daha da bilmiyorum. İnsanın içi acıyor. Yazık günah, bi köşeye mi koyacağım şimdi onu. Sanki yeterince israf ettiğimiz şey yokmuş gibi.
Bu arada bu aralar insanoğlunun dünyaya hiçbir faydası olmadığını fark ediyorum. Gerçekten tamamen "Tüketici"yiz. Hayır bilim anlamında üretici olduğumuzu düşünme. Onlar üreticilik değil. Bilim bir arayıştır bence. Bi şeyleri merak etmek öğrenmektir. Bunun dünyaya hiçbir faydası olmaz, olacaksa insanın kendini tatmin etme konusunda faydası olur. Ki günümüze kadar yapılan bilimsel araştırmalar ışığında çok bi b.k bildiğini zanneden bilim adamları bu dünyaya sürüsüyle zarar vermiştir. Bknz: genetikle oynamak. Bu bir meraktı bence. Verimi arttıracaklarını öne sürerek de bahane buldular. Al şimdi her yönden patlak veriyor. Kanserlerin başta gelen nedenlerinden biri de bu değil mi?
Veya doktorlardan şöyle şeyler duyabiliyorsun "Eskiden bunu tavsiye ederdik; ama yanlışmış aksine zarar veriyormuş." Ya tabi ki bunlar da insan hata yapabilir; ama bu zamana kadar kendilerine bu kadar güvenmeleri, bi b.k olduklarını zannetmeleri sinirimi bozuyor. 
"Hiç" olduğumuzu öğrenmenin vakti gelmedi mi? Aşırı derecede aciz olduğumuzu fark etmenin vakti gelmedi mi? Anlam veremiyorum bu kendine güvenmelere, ben bi şeyler biliyorum havasına girmelere... Sen nesin ya? Nesin? Bi çamur parçasından başka bi şey değilsin. Sana bahşedilen ufku  açık, limiti sınırsız olan bi beyne sahipsin; ama bu seni yüceltmez. Minicik bi alanını kullanıyorsun çünkü. Asla da tamamını kullanamayacaksın günümüz şartlarında. Cidden bu yönden gelişemiyoruz. Metafizik anlamda. Gerçekten çok geriyiz, öyle böyle değil. Beyni kullanmayı nasıl geliştireceğiz bilmiyorum, bunun için ne yapmalıyız. Okuduğum şeyler de beni tatmin etmiyor bu anlamda. Onların da bi şey bildiğini sanan ama bilmeyen bilim adamlarından farkı olmadığını görüyorum. "Sen geliştir o zaman?" diyebilirsin. Çok da takdir ederim böyle dersen. Ama şimdiye kadar ne temel aldım ki üstüne bir şeyler koyabileyim. Bu da bilim mantığına ters. Allah kahretmesin, sinir oluyorum.
Bu bilim diye bize öğretilen şeyler bana çok eften püften geliyor. Saçma sapanlar sanki. Boşuna öğreniyoruz. Şu an beni doğaya bıraksalar (Evet bana da bir deney hayvanını anımsattı) o bilim adına öğrettikleri hiçbir şeyi kullanmayacağıma eminim. Ki yarısından fazlasının da yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunu fark ettikçe de kendime güvenmek bir yana dursun daha da eziliyorum. 12 yıllık eğitimde ben ne öğrendim? Elimde ne var? Hiçbir şey! Bunlar senin için de geçerli. Zannediyor musun ki çok bilgilisin, çok muhteşemsin, süpersin vs vs vs. Hiçbiri değilsin. Hiçbir şey değilsin. Bu dünyaya bir hayvan kadar bile yararın yok. Hele bir bitki kadar hiç yok! Sadece yiyorsun, içiyorsun ve sıçıyorsun. Buyuz. Bu. "Düşünüyorum" dediğini duyuyorum, hatta "Hayvanlardan farkımız düşünmek?" şeklinde ukalaca bir tavır takınıyorsun, dediklerimi hiç mi dinlemiyorsun bilmiyorum. Düşünmek sadece seni tatmin ediyor. Bu dünyaya senin düşünmenin hiçbir faydası yok. Akşama ne yemek yapacağını seçen kadın da düşünüyor, sen evrenin nasıl var olduğunu sorgularken de düşünüyorsun. Seni ve onu iki odaya koyuyorum. Bak. Elde var eksi. O düşündü yemek yaptı, yeme içme sıçma üçlüsünü gerçekleştirip hayatına devam etti. Sen de evrenin nasıl var olduğunu sorguladın ve hayatına devam ettin. Ve alınan verilene bakıyorum. Sisteme yapılan iş, harcanan enerji vs. Yine eksideyiz. İşte bundan bahsediyorum.
Biz yararsısız; bitkiler bizden biraz daha yararlı. Çünkü düşünmüyorlar. Sadece sistemin taşlarını oluşturuyorlar. İnsanoğlu gibi olan sistemi değiştirmeye çalışmıyorlar. Daha iyi bi sistem yapmaya çalışırken yani kaş yapmaya çalışırken göz çıkarmıyorlar. Böyle düşününce, bir bitki dikseydik dünyaya faydalı olabilirdik belki. Ama yıllar içersinde dikmektense sökmeyi tercih ettik. Evet evet, yarın bir fidan alıp dikeceğim. Bu belki vicdan azabımı biraz olsun rahatlatır. Kendimi avuturum biraz. Önceki yaptığım tüm eksileri görmezden gelip "evet artık bir artım var!" diyebilirim, klasik insan gibi davranarak.
O kadar boşuz ki. Hepimizden nefret ediyorum ve aynı ırktan olduğumuz için "tanımıyorum ben onları yaa" tavrı takınıp yürüyemiyorum. Bu bok çukurunu her gün hep birlikte besliyoruz, besliyoruz, besliyoruz.
Biraz daha kendini düşünmeyi bırakıp, egonu tatmin edeceğin yerde dön ve dünyaya bak. Sokaklarda birlikte yürüdüğün insanlardan dolayı arada kaybolduğunu sanabilirsin, vicdanın biraz rahatlayabilir; ama bunu yapman bu suçu işleyenlerden biri olmadığın anlamına gelmez. Senden sokağın ortasında durup etrafına bakmanı istiyorum. Geçip giden insan guruhu içinde sen de yürürken şimdiye kadar bağıl hız mantığıyla onların normal olduğunu ve durduğunu sanıyordun. Sabit dururken ters bir şeyler olduğunu sen de göreceksin. Ve lütfen tüm bunları düşünüp kendini tatmin etmeyi bir kenara bırak ve harekete geç.
Git bi kaç iyilik yap, bi şey yap. Bi fidan dik mesela, ben öyle yapacağım. Vb.

6 Nisan 2012 Cuma

Çekik :)

Hah dersleri iptal etmeyi başardım! İnşallah Ankara'ya gidiyoruz bu gece. Betüşümle buluşacağıııım! Üzerimdeki depresif hal biraz olsun kalktı. Hiiii :) Çok güzeeeel! :D ^-^
Çok feci sırıtıyorum şu an. :)
Mmm... Ne anlatayım. "Ben daha 18 im ya hepsi ya da hiçbiriyim"
Hiç bi şey! Yeni fotoğraflar ekledim, bu sefer onlarla başbaşa bırakıyorum sizi. Hoşçakalın :)
Çekik gözlü şirin kızdan sevgilerle... :)

Birkaç fotoğraf. "Elimizde bunlar var... Mutlu olmaya yetmez mi?"

 Oyuncak arabalar gibi... :)
 Ve renk cümbüşü. :)
 Çok seviyorum bu mor meyveli sarmaşıkları. :)


Sen anlamlı fotoğraf diyince ben de ambarı açtım baktım, elimizde neler var. Bir iki bi şey buldum. Beklentini karşılar mı bilmiyorum... Bak işte. 



5 Nisan 2012 Perşembe

İyi güzel.

Bir kez daha burdayım. Ne kadar ilginç bir cümle. "Bir kez daha" Bir kez daha anılarımı bırakacağım. Burdan bile aklıma tuhaf şeyler geliyor. Neyse açıklamakla uğraşasım gelmedi.
Eski bir dost. Eski bir arkadaş.
Bazen eskide kalmalılar gerçekten. Her şey, herkes ve en önemlisi sen "eskisi" gibi değilken, sağlıklı ilişkiler kurmayı bekleyemezsin eskilerden birileriyle. Ya da daha çok beklersin... Tam tersi de olabilir. Sena nın dediği gibi "O kadar zaman geçmesine rağmen kaldığımız yerden devam edebiliyoruz."
hiçbişi. ne güzel söyleniyor. hiçbişi. sıfır. çok güzel. :) duygusallaşıyoruz. önceki iki kelimeye göre çok karmaşık bir kelime değil mi?
"acı çekmekten korkan kişi korktuğu şeyden acı çekiyordur zaten" ne güzel cümle!
Kırıkkale deki dershanedeki kimyacı bana "bizim kız" derdi. çok yakışan bi balık etliliği vardı, çgh de eser var ya onun gibi. özlemişim ya :)
ben kaşınıyorum bazen. bazen... her anını izleyen birinin olduğunu bilmek ve vicdan. önemli şeylerden yalnız ikisi.
gürültüden ötürü ağlamak isteyen insan.
Yuh. Az önce çok kötü bi şey oldu. Facebook un rezilliğine şahit oldum. Her anının izlenmesi dememin de tam üstüne denk geldi. İzlediğin video yu bile yanda cümle aleme gösteriyor. " 'Aytutulmasındaki tecavüz sahnesi' 2 arkadaşınız bu videoyu izledi. Hatta adları şunlar şunlar. Haha ne biçim de ispirikledim" der gibi... Aman Allah korusun. Ya da şunu beğendi, bunu beğenmedi bundan tiksindi. Buna ayıldı bayıldı. vs. Ne lüzumsuz şeysin sen Facebook. Ne büyük tehlikesin aynı zamanda. Bi de ortalıkta birileri konuşurken facebook tarafından evliliklerin bile yıkıldığını söylüyor. Yazık. Evlilikler de kuruluyor öte yandan. 
Mektup yazmayı özledim. Çok geciktirdim aynı zamanda. Yazmam lazım... Tam sopalığım. Bana kızsalar hak ediyorum yani.
Bekliyorum. Bi şeyler bekliyorum. Bekliyorum. Bekliyorum.
Gidip uyuyayım en iyisi.
Saat 00.17 İyi güzel.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Hıhı ben geldim. :) Değişik oldu di mi... Evet değişik oldu.
Aa blog yazmamışsın dedi biri, buraları takip edenler de varmış efendim. Meğersem zannettiğim gibi sadece resimlere bakılmıyormuş. E o zaman yazayım dedim ben de.
Bu güüüün noldu. Bu gün günlük yazdım ama aynı bloga yazdığım gibi saçmasapan yazdım. Sonra ben bile anlamadım. "Baaazen... Ne yaparsan yap olmuyor bazen." Dinleyin bu şarkıyı, çok güzel. Ben çok seviyorum.
Şimdi saat gecenin 1:57 si. Birine yakalanırsam çok fena olabilir. Gerçekten. Ama nasıl bi cesaretse bendeki. Oturuyorum öyle. Aslında kızınca da az uyuduğum için kızıyorlar. Yazık buna da... diyorlar içlerinden. Duyuyorum.
Yok yok daha duymuyorum. İçinden geçenleri duymaya başlamadım daha. Ama bazen hissediyorum sadece. Birazcıcık... Bu aralar o da azaldı gerçi.
cinnet. ne değişik kelime. cennetle aynı kökten geliyor. çok tuhaaaf...
saat 2.23
yatağa birden yatıp uyuyasım geldi ama en az 1 saatlik işim var. hatta daha fazla. öf. üstelik bilgisayardan kalkasım da yok.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Hıhı evet.

İkindi vakitleri güzeldir, hava açıksa daha güzeldir. Odaya bir ışık dolar ama bembeyaz olacak şekilde değil, düzenli dağılır; her yeri aynı oranda aydınlatır. Rengi sarı lamba gibidir, florasan(böyle mi yazılır?) olmayan var ya. Edison'un bulduğu. Ampul şeklinde olan. Ampul diyince aklıma Recep Tayyip geldi. Tayyip diyince de Tayyeap geldi :D Onun karikatürünü çok güzel çiziyorlar. Hah ne diyordum, odayı aynı oranda aydınlatır. Troposferin dünyadaki ışıkları dağıtması gibi, o dağıtmasa gölge oluşumu çok fazla olurdu. Hıhı evet. Sahi ya artık coğrafya tarih felsefe Türkçe de çalışmayacağım. Şimdi söylediklerimden sadece coğrafyaya çalıştım gerçi. Türkçe'ye de sınav sabahı çalıştım iyi mi :D Tembelliğimden mi çalışkanlığımdan mi bilinmez. Aklıma takıldı, ikna olmadım. Açtım baktım. İyi de oldu... Sınavda çıktı, geçen yıl da çıkmış. Bende bi türlü oturmayan konu: Fiilde çatı. Onu alırsa geçişli almazsa geçissizmiş efenim. Bu ne işimize yarıyor ben de bilmiyorum, öyle dediler öyle öğrendim öyle işaretledim öyle çıktım geldim buralara.
Etrafımızdaki insanlar ne kadar ilginç yaratıklar. Ya da şöyle bi söz vardır. "Herkes sana ters gidiyorsa dönüp bi kendine bak, belki sen ters gidiyorsundur." ya da buna benzer bi şeydi işte. Biraz yorumlamış, kelimelerini değiştirmiş olabilirim.
Ansiklopediler resimlerine bakmak içindir. Hatta diğer kitaplar da. Önce karikatürlerine ve resimlerine bakılır. Böyle biline.
Bi tane kitap gördüm, 4 sayfa içindekiler bölümü var. İçi ne kadar doluymuş sen düşün artık.
LYS illeti de başımıza ekşidi görüyor musun sen...
YGS kitaplarımı odamın kapısının arkasına sakladım. Kütüphanem nefes aldı be nefes. Ne de güzel oldu, bi de temizlik yaptım. Sildim süpürdüm :D Yok süpürmedim. Sildim ve topladım. Keşke süpürseydim ya. Yarın aklıma gelirse yaparım :p
Bi tane burç kitabı gördüüüüm. O kadar tuttu ki özelliklerim şok oldum. Ama sonra başka birinin tutmadı. Hatta onun başak arkadaşlarının da tutmuyormuş. Ben balikim. Balikler duygusaldır diyip geçerlerdi hep. Bi sürü özelliğim balık burcundan geliyormuş meğersem. Gülse Birsel de balık burcuymuş! Bi de Einstein. emcekare.
Sms paketim bitti benim :( "Allah kimseyi sms paketsizlikle imtihan etmesin" demiştim bu blogda. Aman etsin birazcık, bakalım nolacak...
Aslında uyusam güzel olur. Saat da 12 biliyor musun? Hatta 17 geçiyor, şimdi 18.
Haa bi de ben o günlüğe yazabilmeye başladım. Hatta resim bile çizdim. Benden beklenmeyecek bi şey oldu. Kırmızı bi elbise çizdim. Hatta kızın dolgu topukları var, çok şaşkınım. Hayal gücümden neler pörtledi görüyor musun sayın seyirci. Kırmızı elbise yetmedi, kırmızı dolgu topuklu ayakkabı bi de! Yuh.
Iıııııı sonraaa... Bence artık kimse okumuyordur burayı; çünkü sadece biri ansiklopediler gibi buraya da resimlere bakmaya geliyordu. O da gelmiyordur artık. Okumuyordur da bence. Okursan söyle okuduğunu. Ehehe seni ne biçim de test ediyorum. Süper ötesi zeka fışkırtması :p Ordaki t harfi çokilginç. (Az önce ulama oldu o yüzden birleşik yazdım.) Şimdi mesela fışkırmak demekle fışkırtmak demek bir değil. Pörtlemek. İlginç di mi? Harflerin sadece anlamı değil; ağızdan çıkarken değdiği yerler, söylenişi bile mimik gibidir; insanı etkiler. Hep derler ya fıstıkçışahap sert ünsüzler diye... İşte o sert ünsüzler gerçekten serttir mesela. Bakınız: sert. içinde sert ünsüzler var. Çetin. Sert ünsüzler. Sert bi kelime. Sonraaa başka ne vardı. Şimdi bu kadar geldi aklıma.
Mama Rosi diyordu, Kadın dedektif. Sen ne güzel bi şişmansın ya. Hayatımda gördüğüm en güzel şişman bayan. Nasıl yakışıyor ben de bilmiyorum. Yüzü müzü. Dur fotoğrafını bulursam yayınlayacağım da bulamadım bi türlü. Zaten internetimiz çok yavaş. Çok sinir bozucu. Fiber mi ne öyle bi şeyi varmış tt net in. Onun kapsamına giriyoruz mu diye geldiler bu gün, mezarlıktan bi önceki eviz ya. Şehrin içinde ama dışında. Bilmiyorum oldu mu olmadı mı, o da olursa yavaş olurmuş ama :( Yaaa bulamadım. Üf. Mad Man i de hiç sevmiyorum. Ne saçma bi dizi, bi sürü de ödül alıyor anlamadım.
Bi de böyle bi  film var. Bakınca bana beni hatırlatıyor şu kız. :D Deli gibi bi şey. Sil baştan. Hala izlemedim ya, izleyeceğim ama bi ara. Çok merak ediyorum. Aslında gerçek adı eternal sunshine of the spotless mind.(ben de yanlış hatırladım. aslında şaşırtıldım!)
Kore dizilerini severim ben bi de. Çok şirinleeer, çok çekikler, çok masumlar, çok güzeller. Öyle insanlar.
Neyse ben gideyim, yine çok saçmaladım. Sevgi saygı ile. Saat de tam 45 geçiyor. 00.45 Hıhı evet. :)

1 Nisan 2012 Pazar

Allah kahretmesindi, sonuçlar açıklanana kadar konuşmak istemiyordum. Hatta bu sınavı hiç umursamak da istemiyordum. Nasıl geçtiğine dair mi fikrim de yoktu üstelik. İnatla soruyorlardı. Ben de bilmiyorum desem inandırabilir miyim? Bi tane inanan buldum. :) çok şükür. o da olmasa napacaktım. İçten içe sen de arama diyordum ama dostlarımı da merak ediyorum. Naptık nettik noldu. Enee face denilen bi zillet vardı. Dur bakalım. Enee orda da hiçbişi yok. Bak sen şu işe.
Neyse efenim ya, trt ye kadar bekleyeceğiz galiba. O sırada aramayın, aratmayın mümkünse. Aklınızda bulunsun. Sevgiler saygılar...

31 Mart 2012 Cumartesi

Yine basit dedikodular yazmak için geldim. Şimdi günlüksüz kaldım ya ben. O yüzden mecburen bi yerlere yazmam lazım. O günlük benim değil gibi hissediyorum, yeni bi tane alayım bi ara ya. Öf.
Iııı... Bu gün sınav yerimi görmeye gittik. En arka sıra. Benim arkamda duvar var. Böyle tepeden bakıyorum millete; çünkü amfi. O anfi mi amfi mi? Çok karar veremedim. Hatta yazım yanlışı sorusunda çıkarsa anfi yapayım dedim, koskoca üniversite koskoca tabelaya anfi yazmış. Doğrudur herhalde. :D Nerden nereyi düşünüyorum yine... Sonraaa... Hah. Oturdum geçen yılın sosyal sorularını çözdüm. Eve gelince kontrol ettim, sinirim bozulur gibi oldu. Mübarek okumamışım sanki soruları. Soru cümlesini okumadan kafasından soru uydurup onu cevaplayan bi tane daha öğrenci bulun bana, nolur. Bulamazsanız ben varım. Öyle bi insanım. Özgünlük dedik, sanatçı ruh dedik, ilginçlik dedik de salaklık demedik herhalde. Otur soruları cevapla annecim, sana ne soru uyduruyorsun falan? Neyse dedim, önceden yaşadın heyecanı iyi oldu.
Aslında dün gece yazmıştım, heyecan meyecan yoktu. Sonra sabahın dokuz yirmi beşinde babannecim aradı, benim ilkokul diplomam var ama gayet yaşıyorum. stres yapma dedi. Evet sayın seyirciler, son derece ilginç bir örnek bence de :D O kadar çok stres yapma dedi ki, önceden literatürümde bu kelime olmamasına rağmen eklemek zorunda kaldım. Sonra annecim çıldırttı bi ara beni. Ben YGS yokmuş gibi davrandıkça onlar "bak var öyle bi şey Valla bak" moduna girdiler. Sonra Arzuhan mesaj attı. Biraz da o heyecanlandırdı. Ben kimseyi aramadım. Betül ü bile. Niye böyle yapıyosunus gızım... Kerime yi aradım, telefonu kapalıydı her zamanki gibi. Annesini aramadım. Sibel Teyze aradı. Ve halam. Ve dedem. Ve diğer dedem. Ve annanem. Başkaaa... Hah Seda aradı, şu süslü kuzenim. Ve Ege. Süssüz kuzenim :D Perin le yıllardır mesajlaşmamıştık, mesaj attı. Sonra Emine, Büşra Önen ve daha nicesi... Allah kahretmesin hepinizi. Tabi kabullendim sonunda, "tamam lan, biliyoz heralde olduğunu... üüüü... " dedim içimden. Sonra kalbime bi sıkışmalar, bi öküz oturmalar oldu. Çeşitli saçmalıklar... Yanında olacağım ayağına daha da zorlaştırdılar durumu. Biraz anlayışlı olsanız canınız çıkar di mi? Bi düşünseniz. Rakibiz tabi. Ben vebale girmeyeyim diye mesaj atmadıkça olanlara bakın sayın seyirciler... Biraz da yürüdük üniversitenin bahçesinde. Horozlara, tavuklara falan baktık. Kümesin içine tıkışı tıkışı (Böyle bi kelime var mı bilmiyorum) vermişler.
http://farm4.static.flickr.com/3172/2625696772_5f0d34607a.jpg?v=0
Gittik bi de yemek yedik dışarda, iyi oldu hoş oldu. Alışveriş yaptık. Octavia aldım. Sen ne güzel bi çikolatasın ya. Ne tatlı şeysin sen öyle. Uuu yerim seni yerim yerim.


Bi de ben buna takmıştım bu ara. Doyurucu ya...Ordan oraya koştururken kantine uğramaya bile üşenir olmuştum. Eve depolayıp çantama atıp çıkıyordum habire. Ve Eti susamlı çubuk üstüme yapıştı. Bir zamanlar elmanın üstüme yapıştığı gibi. Seni artık elmayla hatırlayacağız diyorlardı. Annem de yoğurtla hatırlar herhalde.
Uzun zamandır da böyle post yazmamıştım hee. Özlemişim. :)
Babamın tek derdi ben kazanıp gidince odamı ne yapacaklarıymış. Yine en çok seni seviyorum, en az strese sokan sensin babam.
Benimki kadar iğrenç espiri anlayışı olan bi kardeş daha var mı ya. Biraz strese sokayım şunu diyip ameno yu ygs versiyonuyla söylüyor. Sonunda çıldırıp cimcikleyince gitmek zorunda kaldı.
Hah devam edeyim... Iııı başka naptım.
Niyeyse yarın sınavım süper ötesi geçecekmiş gibi bi his var içimde. Anlamlandıramadığım... Çok ilginç değil mi gerçekten? Buna ciddi ciddi inanıyorum. Son kendini kandırma turları mı bilmiyorum da :D öyle işte.
Çağla yedim ben. Bi de aklımıza uçkun geldi. Van dayken yerdik. Özledim ya.
Hep de yemeklerden bahsediyorum bu gün :D Ehehe. Napcan işte... Başka nötr bi konu bulamadım şu an.
Sonraaaaaaa...
Eski yazdıklarımı okudum. Kendi yazdıklarımdan etkilendim. Bu da çok hoş bi his. Bi an yazan kişiye özeniyorsun ve yazan aslında kendinsin. "Aynı nehirde iki kere yıkanamazsın" sözü var ya. Onun gerçek olduğuna şahit oluyorsun. Her anım o an gibi olsun ya, diyorsun. Hayır o an gibi olmasın. Daha güzel olsun? Hı olmaz mı?
Zaten aklımda yine bi şeyler kuruyorum. Şu sınav bi geçsin de. "Bakalım Mevlam neyler neylerse güzel eyler."

30 Mart 2012 Cuma

Ne bileyim öyle işte.
Yeni bi günlüğe geçtim, yazamıyorum. Benimmiş gibi hissedemiyorum. Gerçi dün saman kağıtlara içimi döktüm, çok gizli sandığım yerlere gömdüm sonra da. Bazen insan ırkından birilerinin her anımı takip ettiğini düşünüyorum. Bu beni aşırı boğuyor. Bi kamera vardır, ses kaydı. Ya da her ay mesajlarımın dökümünü alan biri vardır diyorum. Paranoyakça... Tırsıyorum tabi o zaman. Hani Allah da izliyor her anını; ama o içinden geçenleri de biliyor. Kendini açıklamana ihtiyacın bile yok. İnsan ırkından biri öyle değil ama... Bi yerlerde anlayışsız olabileceklerini fark ediyorsun. Olmayan şeyleri düşünüp yorum yapıyorum. Öyle de bi insanım.
Yarın değil de sonraki gün sınav var. Stres yok çok şükür... Oks nin rahatlığı bu. Onda da ilk 5 dk "Noluyoz lan" demiştim. Sonra geçip gitmişti içimdeki o helecanlanma hissi. :p Raad raad girip çıkcam, bu kadar abartcak ne var yani?
Onun haricindeee... Başkaaa... Ne bileyim.
Hayallerim var yine. Değişik. Hiç anlatasım da yok. Hiç açık da değilim. Hayadanmış öyle duydum. :p :D Bunun onla ilgisi yok gerçi. Klavyede yazmayı özlemişim ya... :)
Hıı ben klavyede bakmadan yazabiliyorum hem de çok hızlı. İçimde onun da artistliği var tabi :D
Yıllar geçse de üstünden... Bu kalp seni unutur mu...
Simsiyah simbeyaz demiştim bi kere. Biri çok sevmişti.
Sena Minen i özledim ya. Valla bak.
Sınav öncesi hiçbiriyle konuşmak istemiyorum ama. Yanlış gibi geliyo. Hani yanlış bi konuda etkilerim falan. Büyük vebal Valla :D
Bi de internete yazdığınız şeyler silinmiyo, dikkat edin diyorlar ya. (Yok sana demiyorum canımın içi) Ya kim ne takip etcek, sanki ajanlar pörtlüyo etraftan "Ne yazdı naptı netti bu kız?" diye. Gözünüzü seveyim, siz benden de paranoyaksınız.
Klavye elime geçince güzel saçmalıyorum. Olsun saçmalayayım. Bi çok şeyi de rahatlayayım diye yapar oldum. Resim çizmeler, günlük yazmalar, klavyede pıt pıt sesleri eşliğinde oynamalar falan... Çeşitli atraksiyonlar...
Bunda sonra yazacaklarım da vardı; ama samimi hisssetmedim. Gidiyorum ben.

27 Mart 2012 Salı

Direk gitmek isterseniz üstüne basın.
 Millet neler çekiyor efenim, bir gün daha geçmiyor ki bir gariplik yaşanmasın diyoruz... Ters ışıklar mı istersiniz yansımalar mı, bi kızıllık bi morluk geçişler mi... Fiyuuu. Bize de bu kadar geliştirmek nasip olur mu ki acaba?

Ben de böyle bişi çekmiştim bi keresinde ama? Hı olmaz mı? Bayramdı hem de... Güzel bi bayramdı :)

O bayramın geçtiği güzelim Kadirli'den bir gün doğumu efendim... Bu insancık huzurlu.

Ve kardelenler gördüm! Hoşuma gitmişti. Çiçek fotoğraflarım beğenilmedi. Ya ya... Beğenilmedi :p Bakalım bunlar beğenilecek mi :)

21 Mart 2012 Çarşamba

Ortaya karışık.

Bu gün okula gittim, sınıfta beş kişiydik. Çok ilginç ama sınıfı özlediğimi hissettim. Sınıf boşalınca daha da hissettim. Yakında istesem de okula gelemeyeceğimi fark ettim. İlk iki yıl geçen maceralı hayattan sonra sonraki iki yıl içinde elimi hızlı tutmuşum galiba, bir sürü can dostum güzel insan diyebileceğim insan olmuş. Ne kadar ilginç, resmen duygulandım ayrılacağız diye. Tuhaf...Bana dedikleri gibi "Sanki dokuzuncu sınıftan beri bizimleymişsin gibi." Hatta arada sırada unutup gerçekten öyleymişim gibi davranıyorlar. "Aa sen on birde mi gelmiştin ya, unutmuşum" diyorlar. Çok seviniyorum :D
Şekil bir a da bizimkilerin ders çılgınlığını görüyorsunuz. Şu kafaları bulanık çıkan iki kızı çok seviyorum. Esma ve Arzuhan :) Kafasını umutsuzluk içinde Arzuhan ın üstüne yaslayan Esra. Diğerleri önemli değil zaten :p :D
Geçenlerde biz yürüyüş yapmıştık. Dur orda çektiklerimi yayınlayayım.





 Gezilerdeki fotoğraflarıma baktım. İnanmıyorum ya. 230 tane fotoğraftan sadece 1 tane benim tek başıma olduğum fotoğraf var. O da bulanık :D Komedi gibi.

20 Mart 2012 Salı

Doğum günüüüm :)

94 yılının ilkbaharında tam da öğle ezanı vakti bir kız çocuğu dünyaya "merhaba" dedi. Daha o zamandan pozitifti. Hatta aşırı pozitif. :D Ağlamayınca doktora korku dolu anlar yaşattı. Bundan sonra da insanlar onun bu pozitifliğine sık sık şaşıracaklardı. Annesinin ilk göz ağrısı, babasının ilk ve tek kızı. Meryemleri...
İşte bu küçük toparlak bebeği izlerken gözlerini açmış ve kapamışlar... Bir de bakmışlar ki 18 olmuş. Tam da yıllar önce bu günde. Yani 20 Mart'ta... :)

Yine doğum günümü bir hafta öncesinde hatırlarken 20 mart gelip güzel bi mesajla hatırlayınca şoka uğradım. Betül'ümün 00.00'daki mesajıyla jeton düştü. Enee yirmisi mi ki bu güüüün... derken. Aferin dedim, yine başardın :D Neyse can dostum güzel insan, beni duygulandırdı. Birlikte hayaller kurduk; Amazonlarda yürüyüşlere mi çıkmadık, Himalayalara mı tırmanmadık... Neyse efendim gün içinde çeşitli mesajlar aldım. Benim için değerli olan insanlardan...
Ve gecenin köründe biten denemelerden sonra ilk defa sabah denemeye girdim. Denemede bile telefonum çaldı durdu. Mutlu oldum tabiy ki :) Ama dershanedekilerin bu gün doğum günüm olduğunu bilmediklerini düşündüm. Ne bi kutlayan vardııı ne bi şey diyen... Denemeyi kontrol ederken bir de baktım ki sınıfta tek başıma kalmışım. N'oluyo ya diye düşündüm ama denemenin heyecanıyla olayı idrak edemedim. En güzel hediyeyi de kendime kendim verdim galiba :) Bu güne özel miydi bilmiyorum ama 147.50 net yaptım! Rekorumu kırdım :) Sonra telefonum çaldı, arayan rehberlikçimizdi, "Ayşe Nurcum sana bi şey demeyi unutmuşum yaa, bi üst kata gelir misin?" dedi. Ben de "Evet evet hiç anlamadım zaten" dedim :D O ana kadar gerçekten anlamamıştım. Meğersem beni kandırmışlar :D Çiğ köfte falan yedik, ordan dönüşte pasta almışlar ruhum duymamış. :) Doğum günü pek de önemli bi şey değil evet; ama birileri tarafından önemsendiğini, sevildiğini, değer verildiğini hissetmek paha biçilemez. :) Sıradan hazır pastaların aksine pasta da çok taze çıktı, şaşırdım baya. Çok beğendim :)
Neyse efendim, eve geldim. Kedimem bilgisayarı aç e maillerine bak dedi. Bu kadar güzel bi slayt olur mu ya! O kadar beğendim ki... Ve en güzeli de buna zorunlu olmadığını bilmesi... Bir şey yapmasa da mutlu olacağımı biliyordu. Allah ım sana şükürler olsun, böyle bi dostum var dedim. O hasta haliyle ordaymışım gibi parti yapmış, satrançta çift taraflı oynarsın ya, ikimizin yerine de oynamış, pasta yemiş, hediye vermiş :D Bu kız tam deli, aynı ben... :)

Tam da o sırada sürpriz bir gül buketi gelmesin mi?! Meğersem amcammış... :) İnce adam.
Babam bizi yemeğe çıkardııı :) Ailecenek... Çok güzeldi ya. Yanında birilerinin olduğunu bilmek...
Ve en önemlisi de birlikte gülebilmek!