30 Ekim 2010 Cumartesi

Mamm mimm mumm...2

Çariçe beni mimlemiş. Teşekkür ederim efenim... :)
Şimdi efenim mevzu tam olarak şöyle; yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz. Şimdi sizden istediğim, mimlediğim herkes bindiği arabanın resmini ve son ses açtığı şarkının adını, sözlerinden bir bölümü ve söyleyen solistin resmini yayınlayacak.

İşte araba;


Hennessey Venom




Avril Lavigne
Avril Lavigne- My Happy Ending (Çohoş bi ritmi var çok seviyorum... Lakin link veremiciiim kusura bakma, ara bul. :) )

You were everything 
Sen her şeydin

everything That i wanted
her şey.bunu ben istedim. 

We were meant to be supposed to be
Biz gerekliydik, olmalıydık

But we lost it 
ama onu kaybettik 

All of our memories so close to me 
Bana çok yakın olan tüm hatıralar 

Just fade away
kaybolup gitti 

All this time you were pretendin
Bu kadar zamandır rol yapıyordun

So much for my happy ending(2)
Mutlu sonum için çok fazla 

Youve got your dumb friends
Senin aptal arkadaşların var 

I know what they say
Ne dediklerini biliyorum 
 
They tell you im difficult
sana benim zor olduğumu söylüyorlar 

But so are they
Ama onlar da öyle 

But they dont know me
Ama beni tanımıyorlar.

Do they even know you?
Seni bile tanıyorlar mı? 

All the things you hide from me 
Benden sakladığın şeylerin hepsini

All the shit that you do
Yaptığın bütün b.kları 



Benim mim mam mum'larım;
Seyacim
Anormal
Kitap gibi kız

Mamm mimm mumm...



'Mim' ne tatlı bi kelime böyle... Acaba neden mim demişler? Mimm mammm mummm öyle de bişi vardı müzikte diğğ mi... Isınmak için yapıyorduk. Neyse efendim biz ilk mimlerimiz şerefine nail olmuş mimlerimize geçelim:
"Bir gün içinde sevdiklerimiz için yaptığımız şeylerin neler olduğu"yla alakalı bir  konuyla Kitap gibi kız beni mimlemiş.''

Sevdiklerim; şimdi bu kelimeden anladıklarımız:
Ailem, dostlarım, kendim ve Allah.

Ailem,
Ailem için n'apıyorum... Ailem için daha napcam yeaa xD Misal, annemin dert kutusuydum, eskisi kadar değilim gerçi; ama gün içinde benimkiler yetmiyormuş gibi annemin dertleriyle uğraşıyorum.Bir de diğer genel yardımlar var tabi, masa hazırlama, toplam, makine boşaltma... Evdeysem annem hiç acımaz; 'Çalış köleee!' diyerekten işleri yaptırtır. Ben de yaparım; çünkü hafta içinde o benden çoook daha fazla çalışır. Karabük'e gelmekle hala fedakarlık yaptığımı da düşünmek gibi vazgeçemediğim bir düşüncem var. Başka şansım da yoktu; ama olsun yine de fedakarlık denir buna xP Babam desen, ııı bazen ona ders çalışmasında yardım ediyorum. Bi de kardeşim Velet var. Onun için de ders çalışmasına yardım etmek, yapamadığı soruları yapmak, canı sıkıldığında onunla evin ortasında masa tenisi oynamak ve eve masa tenisi masası alma hayallerini dinlemek, eve gidip gelirken çenesini çekmek ve onu halaaa sevmek (gerçekten büyük başarı ve bir ilk ve tek xD ) gibi yararlarım var. Tabii ailedeki her bireye olan genel yardımlarım da var: Her sabah namaza uyandırmak, ben ders çalışınca ailedeki herkesin motive olması gibi...

Dostlarım,
Dostlarım için... Onlar genelde uzakta oldukları için gün içinde anca mesaj atarak konuşma yardımım oluyor. :( Naber, nasılsın ve sonrasında da günlük dertler falan filan... Bi de sadece onun doğum gününü hatırladığım caaanım dostum Kedime'me hediye göndermeye çalışmak gibi işlerim de var. Ona da hala gönderemedim yeaa... :S Denk gelmiyor bir türlü! Sinir oluyorum.

Kendim,
Yazı yazıyorum, resim çiziyorum, fotoğraf çekiyorum, geleceğim için ders çalışıyorum. Bunların hepsini 'kendim' için yapıyorum. Bi de kendim için ibadet ediyorum, rahatlıyorum, mutlu oluyorum, dünya zindanına dayanma gücüm oluyor yeaa :)

Allah,
O'nun için yapabileceğim bir şey yok ki... O benim için her şeyi yapmış. Her şeyi yaratan, en güçlüye ne gibi bir yardımım olabilir bilemeyeceğim... 

İşte benim sevdiklerim bunlar. Yaptıklarım da bunlar... Bu sorgulamayla da sevdiklerim için aman aman bi şey yapmadığımı fark ettim yeaa xD Beni mimlediği için de Kitap gibi kız'a çoook teşekkür ederim :) Safranbolu'ya hala bekliyorum seni! xD

Bi de benim 'mim mam mum'ladıklarım...

Çariçe
Seyacim
A'normal'

27 Ekim 2010 Çarşamba

Yeni Blogum; Rengarenk Fotoğraflar...


Sadece kendi eklediğim fotoğraflardan oluşan yepyeni bir blog açtım :)
Güzel anlar geçirmen dileğimle... :)
Tek tık;

23 Ekim 2010 Cumartesi

Merak ediyorum: Yetenekli insanlarla aynı gezegenden miyim?



Bazen kendimi çok değersiz hissediyorum. Özellikle de yetenekli insanların yanında. Nasıl böyle oluyorlar, aklım almıyor. O yüzden onların Marslı olduğunu filan düşünüyorum veya benim işe yaramaz bir gezegenden geldiğimi filan;  çünkü onların yaptıklarını ben hayatta yapamazmışım gibi geliyor. Babam arkadan konuşuyor: 'Sadece yetenek değil, çalışma da var.' Burda 'yapabilirsin yeaa' diyip sırtıma tap tap vuran insanlar çıkıyorlar karşıma. :) Teşekkür ederim o insanlara. Ne yazık ki yapamazmışım gibi gelmeye devam ediyor.



Ejder Kulesi' nin  şu (kesinlikle tıklamanızı tavsiye ederim) konusunu gezdikten sonra da böyle bir his çöreklendi içime. Özellikle de Natalie Shau'ya hayran oldum. Tekrar tekrar baktım resimlerine. Öyle üzülüyorum ki photoshop bilmediğim için... :( Oturup ağlarım şimdi heaa öyle... Dur dedim, benim de resimlerim var, benim de yazılarım var; ama hevesim bir yumruk gibi takıldı boğazıma. Cuma günü yazdığım taslak geldi aklıma:

'Eski hikayelerime hala yorum yapıldığını gördüm bi sitede. Nasıl göğsüm kabardı anlatamam. Ama buraya o hikayeyi eklemeye üşeniyorum. Ayrıca onlar eskide kaldı xP Eski şeyleri ısıtıp ısıtıp önüme koymak da kötü oluyor. 'Bende hiç ilerleme yok yeaa' gibi hissediyorum. Resimde de böyleyim. Bir dosyam var, sürekli aynı resimler. Yenilerini eklediğim yok xP '



Neyseki yeni bir hikaye yazıyorum. Dönüşüm onlarınki kadar süper olmasa da bir dönüşüm olacak yani xD Kedime'min bana hediye ettiği adı Mavi Kebelek olan deftere yazmaya kıyamıyordum; ama bu hikayeyi bitirdiğimde ona geçireceğim ve bloguma tabi ki... :)

Karar verdim: Çekeceğim resimlerimin fotoğraflarını ve yayınlayacağım yakında. Sırada üşenmeyip resimlerini çekmek var... :)



Hem benim okul, dershane, ygs, lys, öss telaşımdan yazı yazmaya, resim çizmeye vakit mi kalıyor? Ben de dünyanın önde gelen doktorlarından olup değerli hissederim diğğ mii... :) İlle de sanat mı olmalı? Severim sanatı; ama doktorluğu daha çok severim... :)

Dışardan nasıl gözüküyor bu evin içi acaba?


‘Dışardan nasıl gözüküyor bu evin içi acaba?’ diye fısıldadım kendi kendime. Sahi… Çok mutlu mu görünüyordu evin içindeki insanlar? Ya da pencerelerdeki menekşelere bakınca çok mu huzurlu görünüyordu? Balkondaki iki kişilik koltuğa oturan insanların hiçbir sorunu yok muydu acaba? Nasıl öyle rahat rahat oturuyorlardı?
Gerçekte yaşadıklarımızı fark edince düşte ne kadar yapmacık olduğumuzu fark ediyordum. Mutlu insanlar, menekşeler, rahatlık, kahkahalar... Hahaha!... Ne kadar da yapmacıktı tüm bunlar, ne kadar da mide bulandırıcı.
Bir ses duyuyordum:’Aileden başka kimse insana yakın ol…’ devamı gelmiyordu. ‘Olamaz mı diyecekti acaba’ diye düşünüyordum. Bu cümleyi onlarca kez daha duymuştum sanki; ama anımsayamıyordum. Karşımda bir surat vardı, yarım yamalak. Sol tarafı görünmüyordu mesela... Buharlanmış gibi. Kıpırdıyordu koca bir ini andıran ağzı ve bazen çatık, bazen yukarı kalkık kaşları. Bir burnun etrafına sıralanan iki göz ve mavi renk… Mavi renk insanı rahatlatır derler. Ben baktıkça stresle doluyordu içim.
O sırada balkona, aslında gözlerimin içine bakan ve net gözüken birini görüyordum. Ve şöyle fısıldıyordum: ‘Dışardan nasıl gözüküyor bu evin içi acaba?’ Zaman duruyordu benim için ve balkondan aşağı bırakıyordum kendimi. Uçaktan paraşütle atlayan biri gibiydim; tek fark benim paraşütümün olmamasıydı. Üçüncü kattan yere çakıldığımda kemiklerimin çatırdaması bir camın kırılmasını anımsattı bana, sadece biraz daha tok bir sesti. Ama canım acımıyordu; bu sadece bir düş(üş)tü.. Ayağa kalktım, üstüm ne kadar da tozlanmıştı. Belimi sağa sola döndürüp kemiklerimin kütürdemelerini iyice duyduktan sonra üstümü silkeleyip hala balkona, yani gözlerimin içine bakmakta olan adama doğru ilerledim. Yanına gittiğimde ben de balkona; kendime ve yanımdaki mavi gözlüye baktım. Cidden rahat görünüyordum. Adamın kulağına eğilip şöyle fısıldadım: ‘Aslında ne mutlu ne de rahat…’ Bu kadarı yeter de artardı. Bir filmi geri sarar gibi, çakıldığım zeminden balkona ilerleyip yerime oturduğumda gözlerim hala adamdaydı. Yoluna devam ediyordu, beni o balkonda öylece bırakarak.

22 Ekim 2010 Cuma

Birkaç fotoğraf... :)

Rengarenk kalemleri çok sefiormmm :) Defterlerim bunlarla rengarengarenk!

Hiç de üşenmedim, telefon yasak olmasına rağmen derste çektim fotoğraflarını xP O yüzden biraz kalitesiz...

İşte o 'korkunç ev'... Her dershaneye gidişimde gördüğüm, her gördüğümde tırstığım...

Safranbolu manzaralarından, geçen yıl çekmiş olmam gerek.
Macuuuunnn...

Macun arabası ve yalancı at :)

Şekerler...Şekerler ve şekerler!