Yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuş.
Bir anda düşüverdi bloğum aklıma.
Ben yazmayalı çok olmuş çok.
En son sınava hazırlanıyordum neleeer neler oldu.
Nişanlandım yaza düğünüm var :D
Şaka yapmış gibi oldu sanki :D
Farklı bir türde kahve yapmayı öğrendim. İlk içtiğimde bana da garip gelmişti; ama şimdi özellikle canım bunu çekiyor. 'Yalnızlar kahvesi' çünkü tek kişilik. Fincanı ocağın üstüne koyuyorsun. Pişiyor. Telvesi üstte birikiyor. Tamam tamam, baştan anlatacağım. Fincana bir tatlı kaşığı şeker koyuyorsun. Ama tepeleme olmayacak yoksa çok tatlı olur. Sonra suyunu döküyorsun ve ikisini karıştırıyorsun. Tek kişilik olduğu için çabuk pişiyor ve şeker bu yüzden erimiyor. Sooonnnraaa... Bir tatlı kaşığı kahvesini koyuyorsun. Caaanım kahve. Mehmet Efendi olanı benim tercihim, candır <3 Fincanı ocağın üstüne koyuyorsun. O kendi takılıyor orda. İlk birkaç yapışta dökülebilir. Çünkü hemencecik taşıyor. Kenarlarından hafif kabarmaya başlayınca bir bezle kulpundan tutarak ocaktan almak lazım. Yoksa elin yanabilir. Bak uyardım, biraz daha kaynasın diye gözlersen taşar. Sonra ocak batar, daha çok uğraşırsın. Aynı anneler gibi dedim di mi. ^.^ hihi
Şekil 1-a dan da anlaşıldığı üzre son zamanlarda okuduğum tek blog yemek bloglarıydı :D hihi ama az önce başka bi tane edebi edebi okudum. Hoşuma gitti. Özlemiş miyim ne... :)
En son hiç anlamadığım şeyler okuyordum, dersle ilgili. O sırada aklıma düştü bloğum. Ne kadar ilginç di mi :P :D
Ah Monşer diyesim geldi. Az önce okudum çok ilginçli geldi. Ama bana yakışmıyor ki. -_-
Ah Johnny Bravo! :D hahaha olsa olsa benim entellektüelliğim bu kadar olur. :D
İnsanlar değişiyor azizim. Bir yıl içinde bile çok değişiyoruz. Zaten değişmesek ne anlamı var diğ mi.
Son zamanlarda büyük hayallerimden biri ölürken iç huzuruyla ölmek. Mutlu olayım istiyorum. Mesela soruyorum kendime. Bu gün ölmek ister miydim? Bu gün hayatıma iyi bir şey katsam ve sonra ölsem ne güzel olur. Hani savaşın öncesinde Müslüman olup sonra şehit olan sahabeler var ya. Onlar gibi istiyorum sanırım. Çok yaşamak değil, hayırlı yaşayalım. Sonu iyi bitsin.
Mesela yazın çok terliyorum ya. Çok bunalıyorum adeta fobiye döndü bu benim için. Mahşer günü arşın gölgesinde beklemek diye bi şey var ya. Biz bunu hep duyup duyup geçiyoruz. Meğer o kendi terimizin içinde güneş yanı başımızdayken bunalarak değil de gölgede beklemekmiş! Ne kadar değerli olduğunu anlayabiliyor musun? İstanbul'un sıcağı bile çekilmiyordu. Bi de güneş o gün daha da yakın olacak bize. Allah'ım sen doğru yola ilet bizi... Biz senden, sen de bizden razıyken al canımızı Allah'ım. amin.
Yan komşum üst komşumuza bağırıyor. Biliyor musun duvarlar çok ses geçiriyor :( Ayy onlar da inatla susmuyor. Aha dövmeye gidecek. Of ya ben de bi rahatsız ediyorum ama tv'nunuzun sesini kısabilir misiniz acaba. demeye çekiniyorum. İki defa kapıdan çıkıp geri girdim. Belki birazdan kapatırlar, boşuna uyarmayayım diyip duruyorum kendi kendime. Kapatmıyorlar da aslında. :/
Neyse ya... Hayırlısı be... Napalım. -_-
Hayır da bana açık sözlüsün, dobrasın diyorlar. Hatta son dönemde pot üstüne pot kırıp; gaf üstüne gaf yapıyorum. Sonra da yan komşuma duvara tıklatmaya gitmiyor elim. Bi garibim vesselam.
Soyadım değişecek ya. İstemiyorum aslında :( benim soyadım güzel ki. Ayrıca kimse tanımayacak beni. Bunu da düşünmedim değil; acaba evlendikten sonra çok geçmişte kalanlar tanıyamasın da araya parazit yapmasın diye mi soyadı değiştiriyorlar. Ama hiç onurluca bir düşünce olmadı diğ mi.
Son zamanlarda; zaman, kitap okuma, dili tutma, ders çalışma, iffet hakkında düşünceler sık geliyor aklıma.
Bu gün film izlemek zaman kaybı diye izlemedim mesela. Öyle tabi. Yalan değil hani. Şimdi bu film bana ne katacak dedim, hiçbir şey katmayacaktı. Hatta feminist duygularımı öne çıkaracaktı. Kadının tablolarını kocası kendi yapmış gibi davranıp para kazanıyordu çünkü. Hadi dışarıya neyse, kendi çocuklarına da ben yaptım diyor adam. Bah hele. -_- Katacağını fazlasıyla katmış diğ mi. İyi ki izlememişim :/
Bana yorum yapın tamam mı, bekliyor olacağım.
9 Nisan 2015 Perşembe
2 Mart 2013 Cumartesi
içimden geldiği gibi...
Uslan artık deli gönül...
Gördüğüm ilginç çizimleri inceliyordum, bu stili seviyordum. Bir de başka bir sulu boya stili var, ona hayranım. Ama aşağıdakini daha önce herhangi bir Türk'ün yaptığını görmemiştim. Üstüne de yazı yazıyorlar.

http://avradinova.blogspot.com/2012/12/dont-be-jealousy.html
İşte bunun gibi. Hoş... Seviyorum.
Anlamıyorum ama dinliyorum. Bazen anlamadan dinlemek de güzel geliyor. Hatta bazen anlayarak dinlediklerimden daha güzel...
by Caras Ionut
İçimdekileri bi yandan anlatmak, belki bi kaç damla da olsa ağlamak istiyorum. Bu arada sırada birden oluveriyor. Özellikle yazdıktan sonra yok etmek istediğim kağıtlara yazarken.
Aslında çok yazasım var. Ama yazmaktan da korkar oldum bi tuhaf... Bi de ölürsem mölürsem şimdiye kadar yazdıklarım bile başıma bela diye düşünüyorum. Onları da bi yerlerde yakmak lazım gelir. Gerçi ölmüşüm yani. Ölmüşüm. Başka bi evreye geçmişim. Başıma nasıl bela olacaklarsa.
Yazıyorum. Sonra onları silmek istemiyorum, saklamak da istemiyorum. Çöpe atmak istiyorum. Sonra çöp karıştıranların var olduğu aklıma geliyor. Çöpe de atamıyorum. Cebimde taşıyıp uzak diyarlarda çöpe atıyorum. Kimsenin tenezzül etmeyeceği yerlerde. Ederlerse de benim yazdığımı bilmeyecekleri yerlere. Biliyorum onlardan başka gören Biri var. Var elbet. Ama insanla onu yaratan hiç bir olur mu?
Bu gün bi kitap okumaya başladım. Elimden bırakırsam hep aklımı kurcalayacağı için bırakmadım. Sonuna kadar okudum. 300 sayfa mı okudum 400 sayfa mı bilmiyorum. Artık bitsin diye gözünün içine bakıyordum. Alakasız bi yerde de bitti. Bi an nasıl yani, bitti mi diye düşündüm. Garipti. Kitabın ortasındayken ne güzeldi. Sonu ortası olaydı iyiydi. Yok yok, ortasında bıraksam hep merak ederdim. Biliyorum saçmalıyorum. Boşver saçmalayayım, ihtiyacım var.
Geçen hafta sonu da gece 3 e kadar bi kitap okumuştum, sonra da sabah 8 de kalkıp onu da bitirene kadar okumuştum. Bi daha boş olduğum günlerde okursam sonunu merak edeceğim kitaplara başlamayayım. Bu dediğim de zor biliyorum ama...
Bu gün cumartesi. Bu sabahtan beri yarın hafta sonunun bi anda geçtiğini düşüneceğimi düşünüyorum. Yarın da dershaneye gideyim. Yolda yorulsam bile yeter ya. Zaten o etüt salonunda zamandan soyutlanıyorum sanki. Hava karanlık mı aydınlık mı belli de değil. Namaza yemeğe kalkmasam sonsuza dek orda ruhen yalnız, etrafımda kafası önüne dönük insanlarla oturacağım sanki. Namazı yalnızken de kılıyorum şükür, ama yalnızken yemek yemeyi akledemediğim zamanlar olmuyor değil. Garip aslında di mi.
İçimde garip olan başka duygular da var. Böyle... Boşluk değil de... Garip... Anlatamayacağım. Anlatırdım -ya da anlatmaya çalışırdım- da kağıda yazamadıklarımı internete hiç yazmam. Bunu bi kere daha tecrübe etmiştim zaten.
İçim bi an titredi.
Yalnız gibi hissediyorum. Ben bu hissi sevmiyorum. Sevemedim. Sevdiğimi söylediğim zamanlarda da içimde bir sızı hissettim.
Geçen hafta da aynı his içersindeydim.
O kitabın tavsiye edilmesinin nedeni başka biriyle yalnızlık hakkında mesajlaşmamdı, o ise benim aksime yalnızlığı seven bi insan. Diğerleri onu anlamadığı için rol yapmak istemediğini bu yüzden yalnız olduğunu söyledi. "Diğerlerine rol yapmak istemediği için..." İnansam mı inanmasam mı bilemedim, bi yandan da artık bu onun kişiliği olmuş gibi geldi, kişiliği yalnızlıkla bütünleşen başka insanlar da görmüştüm. Yalnızlığı bıraktıklarında onu hem özlüyor hem de yalnızlıkta erimek istemiyorlardı. Atsan atılmıyor satsan satılmıyor yani...
Bu hafta dershaneden eve gelmek istemeyişim ondandır belki de. Samimi olduklarım İyiler ya... Ve normalde o kadar samimi olduğumuzu belli etmediğimiz ama birebirken gayet samimi olduklarım da iyi. Bi kişiye bazen biraz gıcık oluyorum, ama onu da düşünmemeye çalışıyorum. Kimseye de söylemedim öyle bi düşüncem olduğunu. Allah korusun. Söylemesem patlayacaktım demiyorum bu sefer. Başka şeylere yöneliyorum. Unutuyorum sonra da, tekrar hatırlatana kadar...
Şimdi de misafirliğe gitti evdekiler. Evde de yalnızım. Yalnızlık damarlarımda dolanıyor. Ellerimi üşütüyor, çorap giysem de ayaklarımı bile üşütüyor.
Aslında anlat rahatla diyen biri olduğunda da anlatamıyorum, evet düşününce bunu da fark ettim. Bi daha aramayacağım demeden önce anlat diyordu sonuçta. Ama ne zaman anlatmak istesem boğazımda düğümleniyor, bir türlü çözülmüyordu.
Onlar da haklı... Delinin tekiyim! Ne diyordu kitapta, "Deli olduğunu söyleyen besbelli akıllıdır." heheh...
Seni tekrar hatırlamak istemiyorum Belirsiz. Vefasız bi dostsun de istersen. Ama hatırlamak istemiyorum.
Bi daha okuyunca benim bile anlamayacağım bi sayfa yazdım ve gidiyorum. Kimseye de bi şey açıklamama gerek kalmadı. Hoşçakal.
Gidiyorum.
Gördüğüm ilginç çizimleri inceliyordum, bu stili seviyordum. Bir de başka bir sulu boya stili var, ona hayranım. Ama aşağıdakini daha önce herhangi bir Türk'ün yaptığını görmemiştim. Üstüne de yazı yazıyorlar.

http://avradinova.blogspot.com/2012/12/dont-be-jealousy.html
İşte bunun gibi. Hoş... Seviyorum.
Anlamıyorum ama dinliyorum. Bazen anlamadan dinlemek de güzel geliyor. Hatta bazen anlayarak dinlediklerimden daha güzel...
by Caras Ionutİçimdekileri bi yandan anlatmak, belki bi kaç damla da olsa ağlamak istiyorum. Bu arada sırada birden oluveriyor. Özellikle yazdıktan sonra yok etmek istediğim kağıtlara yazarken.
Aslında çok yazasım var. Ama yazmaktan da korkar oldum bi tuhaf... Bi de ölürsem mölürsem şimdiye kadar yazdıklarım bile başıma bela diye düşünüyorum. Onları da bi yerlerde yakmak lazım gelir. Gerçi ölmüşüm yani. Ölmüşüm. Başka bi evreye geçmişim. Başıma nasıl bela olacaklarsa.
Yazıyorum. Sonra onları silmek istemiyorum, saklamak da istemiyorum. Çöpe atmak istiyorum. Sonra çöp karıştıranların var olduğu aklıma geliyor. Çöpe de atamıyorum. Cebimde taşıyıp uzak diyarlarda çöpe atıyorum. Kimsenin tenezzül etmeyeceği yerlerde. Ederlerse de benim yazdığımı bilmeyecekleri yerlere. Biliyorum onlardan başka gören Biri var. Var elbet. Ama insanla onu yaratan hiç bir olur mu?
Bu gün bi kitap okumaya başladım. Elimden bırakırsam hep aklımı kurcalayacağı için bırakmadım. Sonuna kadar okudum. 300 sayfa mı okudum 400 sayfa mı bilmiyorum. Artık bitsin diye gözünün içine bakıyordum. Alakasız bi yerde de bitti. Bi an nasıl yani, bitti mi diye düşündüm. Garipti. Kitabın ortasındayken ne güzeldi. Sonu ortası olaydı iyiydi. Yok yok, ortasında bıraksam hep merak ederdim. Biliyorum saçmalıyorum. Boşver saçmalayayım, ihtiyacım var.
Geçen hafta sonu da gece 3 e kadar bi kitap okumuştum, sonra da sabah 8 de kalkıp onu da bitirene kadar okumuştum. Bi daha boş olduğum günlerde okursam sonunu merak edeceğim kitaplara başlamayayım. Bu dediğim de zor biliyorum ama...
Bu gün cumartesi. Bu sabahtan beri yarın hafta sonunun bi anda geçtiğini düşüneceğimi düşünüyorum. Yarın da dershaneye gideyim. Yolda yorulsam bile yeter ya. Zaten o etüt salonunda zamandan soyutlanıyorum sanki. Hava karanlık mı aydınlık mı belli de değil. Namaza yemeğe kalkmasam sonsuza dek orda ruhen yalnız, etrafımda kafası önüne dönük insanlarla oturacağım sanki. Namazı yalnızken de kılıyorum şükür, ama yalnızken yemek yemeyi akledemediğim zamanlar olmuyor değil. Garip aslında di mi.
İçimde garip olan başka duygular da var. Böyle... Boşluk değil de... Garip... Anlatamayacağım. Anlatırdım -ya da anlatmaya çalışırdım- da kağıda yazamadıklarımı internete hiç yazmam. Bunu bi kere daha tecrübe etmiştim zaten.
İçim bi an titredi.
Yalnız gibi hissediyorum. Ben bu hissi sevmiyorum. Sevemedim. Sevdiğimi söylediğim zamanlarda da içimde bir sızı hissettim.
Geçen hafta da aynı his içersindeydim.
O kitabın tavsiye edilmesinin nedeni başka biriyle yalnızlık hakkında mesajlaşmamdı, o ise benim aksime yalnızlığı seven bi insan. Diğerleri onu anlamadığı için rol yapmak istemediğini bu yüzden yalnız olduğunu söyledi. "Diğerlerine rol yapmak istemediği için..." İnansam mı inanmasam mı bilemedim, bi yandan da artık bu onun kişiliği olmuş gibi geldi, kişiliği yalnızlıkla bütünleşen başka insanlar da görmüştüm. Yalnızlığı bıraktıklarında onu hem özlüyor hem de yalnızlıkta erimek istemiyorlardı. Atsan atılmıyor satsan satılmıyor yani...
Bu hafta dershaneden eve gelmek istemeyişim ondandır belki de. Samimi olduklarım İyiler ya... Ve normalde o kadar samimi olduğumuzu belli etmediğimiz ama birebirken gayet samimi olduklarım da iyi. Bi kişiye bazen biraz gıcık oluyorum, ama onu da düşünmemeye çalışıyorum. Kimseye de söylemedim öyle bi düşüncem olduğunu. Allah korusun. Söylemesem patlayacaktım demiyorum bu sefer. Başka şeylere yöneliyorum. Unutuyorum sonra da, tekrar hatırlatana kadar...
Şimdi de misafirliğe gitti evdekiler. Evde de yalnızım. Yalnızlık damarlarımda dolanıyor. Ellerimi üşütüyor, çorap giysem de ayaklarımı bile üşütüyor.
Aslında anlat rahatla diyen biri olduğunda da anlatamıyorum, evet düşününce bunu da fark ettim. Bi daha aramayacağım demeden önce anlat diyordu sonuçta. Ama ne zaman anlatmak istesem boğazımda düğümleniyor, bir türlü çözülmüyordu.
Onlar da haklı... Delinin tekiyim! Ne diyordu kitapta, "Deli olduğunu söyleyen besbelli akıllıdır." heheh...
Seni tekrar hatırlamak istemiyorum Belirsiz. Vefasız bi dostsun de istersen. Ama hatırlamak istemiyorum.
Bi daha okuyunca benim bile anlamayacağım bi sayfa yazdım ve gidiyorum. Kimseye de bi şey açıklamama gerek kalmadı. Hoşçakal.
Gidiyorum.
15 Ocak 2013 Salı
Ve kızlar etrafta dolanır. Bazıları yüzüne bakıp geçer, bazıları gözlerinin içine, bazılarıysa bakmamayı tercih eder. Erkekler de. İnsanlar genelde böyle yapar.
Evden televizyonu sabah sakinliğinde sessiz bir darbe yapar tarzda ortadan kaldırınca ortak paylaşım artıyormuş. Kardeşinin bitmek bilmeyen enerjisini meğer televizyon absorbe ediyormuş. Mücahid olacak kapasiteyi böyle sömürmüşler meğer...
Ben daha 18'im.
Profiller arasında dolanıyorum. Gerçek hayatta öğrenmek istesem tanımadığım insanlar hakkında bu kadar bilgiyi öğrenemezdim galiba.
Çok şey yazasım yok. Hoşçakal.
Evden televizyonu sabah sakinliğinde sessiz bir darbe yapar tarzda ortadan kaldırınca ortak paylaşım artıyormuş. Kardeşinin bitmek bilmeyen enerjisini meğer televizyon absorbe ediyormuş. Mücahid olacak kapasiteyi böyle sömürmüşler meğer...
Ben daha 18'im.
Profiller arasında dolanıyorum. Gerçek hayatta öğrenmek istesem tanımadığım insanlar hakkında bu kadar bilgiyi öğrenemezdim galiba.
Çok şey yazasım yok. Hoşçakal.
19 Eylül 2012 Çarşamba
17 Eylül 2012 Pazartesi
Garip
Eskisi gibi rahatlama amaçlı yazamıyorum buraya. Tuhaf geliyor biraz. Eskiden benimserdim ya... İlginç.
Günlüğümsü çizgisiz defterlerimden birinin daha son sayfasına "SON" yazdım. Türk filmi gibi :) Ve yeni bi tanesinin sayfasını açtım. Süslü defterlerden biri olmayınca son derece rahat bir şekilde akıyor kalem... Kendimi diken üstünde hissetmiyorum.
Keşke eskisi gibi yazabilsem...
Garip...
Garip...
Garip...
Hoşçakal.
Günlüğümsü çizgisiz defterlerimden birinin daha son sayfasına "SON" yazdım. Türk filmi gibi :) Ve yeni bi tanesinin sayfasını açtım. Süslü defterlerden biri olmayınca son derece rahat bir şekilde akıyor kalem... Kendimi diken üstünde hissetmiyorum.
Keşke eskisi gibi yazabilsem...
Garip...
Garip...
Garip...
Hoşçakal.
12 Eylül 2012 Çarşamba
Yeşil tosbaa.
Ben... Ben...
Bak yeşil tosbaaanın plakası da "me" :D
Bu gün Elif Sümeyye'yle buluşacağım.
Dünden beri uğraştığım denemeyi bu sabah kalkıp çözdüm, bitirdim.
Uzun zamandır ilk defa "gözüme uyku girmedi" diyebilecek kadar yatakta döndüm durdum uyuyamadım. Kendi kendime "Lütfen zihnim artık düşünme ve uyu lütfen..." dedim. O da beni dinlemiş olmalı, sonrasını hatırlayamıyorum.
Uyumak ne kadar değişik değil mi? Bilinçsizlik hali... Geçen de bi dergide bi şey okudum, yeni bir uygulama çıkmış telefonlarda. Telefonu ayarlıyormuşsun hani rüya görürken gözlerimizin hareketleri oluyor ya -rem hareketleri diyorlardı galiba- onları fark ettiği zaman istediğin müziği arka plandan dayıyormuş sen de o ruh haline bürünüp müziğin çağrıştırdığı rüyayı görüyormuşsun. Denizde uçmalar mı dersiniz, sahilde koşmalar mı... Acaba kabus müziği de var mıdır. Bilmiyorum. Neyse...
Bazen... Ne yaparsan yap olmuyor bazen... Bu Teoman en olmadık zamanlarda insanın içine işliyor. Çoban Yıldızı mesela. Onu her dinlediğimde bi irkiliyorum, bi şeyler oluyor. Nasıl bi müzik yapıyorsa artık... Sahi müzik deyince ben bi ara da elektrogitar dersleri almaya başlamıştım. Hoca gitmeyeydi iyiydi de... Yarıda kaldı elektrogitar. Acaba elektrogitarda da klavyedeki gibi ustalaşabilir miyim? Hoca da ustalaşmıştı, duyar duymaz parçayı çalmalar falan... O da değişik bi insandı harbiden. Kızların zengin koca bulma hayali vardır -çoğunlukla kendilerinden bi iş çıkmayacağını anladıklarında böyle hayallere kapılırlar- onda da zengin kadın bulma hayali vardı. Böyle gördüğüm ilk erkekti, tuhaftı, garipti, saçmasapandı. Bi insanla parası için evlenmek çok sakat iş. Para gelip geçici bi şeydir ve elbet ondan imtihan olursun. Sonra ne olacak, karşındakini bırakıp gidecek misin? Yakışıklılık falan da öyle. İlgi beklemek de öyle mi...
Hadi ben kaçtım. Gezip tozacak, çalışacak bi sürü yer; tanışacak, buluşacabik sürü insan var.
Bak yeşil tosbaaanın plakası da "me" :D
Bu gün Elif Sümeyye'yle buluşacağım.
Dünden beri uğraştığım denemeyi bu sabah kalkıp çözdüm, bitirdim.
Uzun zamandır ilk defa "gözüme uyku girmedi" diyebilecek kadar yatakta döndüm durdum uyuyamadım. Kendi kendime "Lütfen zihnim artık düşünme ve uyu lütfen..." dedim. O da beni dinlemiş olmalı, sonrasını hatırlayamıyorum.
Uyumak ne kadar değişik değil mi? Bilinçsizlik hali... Geçen de bi dergide bi şey okudum, yeni bir uygulama çıkmış telefonlarda. Telefonu ayarlıyormuşsun hani rüya görürken gözlerimizin hareketleri oluyor ya -rem hareketleri diyorlardı galiba- onları fark ettiği zaman istediğin müziği arka plandan dayıyormuş sen de o ruh haline bürünüp müziğin çağrıştırdığı rüyayı görüyormuşsun. Denizde uçmalar mı dersiniz, sahilde koşmalar mı... Acaba kabus müziği de var mıdır. Bilmiyorum. Neyse...
Bazen... Ne yaparsan yap olmuyor bazen... Bu Teoman en olmadık zamanlarda insanın içine işliyor. Çoban Yıldızı mesela. Onu her dinlediğimde bi irkiliyorum, bi şeyler oluyor. Nasıl bi müzik yapıyorsa artık... Sahi müzik deyince ben bi ara da elektrogitar dersleri almaya başlamıştım. Hoca gitmeyeydi iyiydi de... Yarıda kaldı elektrogitar. Acaba elektrogitarda da klavyedeki gibi ustalaşabilir miyim? Hoca da ustalaşmıştı, duyar duymaz parçayı çalmalar falan... O da değişik bi insandı harbiden. Kızların zengin koca bulma hayali vardır -çoğunlukla kendilerinden bi iş çıkmayacağını anladıklarında böyle hayallere kapılırlar- onda da zengin kadın bulma hayali vardı. Böyle gördüğüm ilk erkekti, tuhaftı, garipti, saçmasapandı. Bi insanla parası için evlenmek çok sakat iş. Para gelip geçici bi şeydir ve elbet ondan imtihan olursun. Sonra ne olacak, karşındakini bırakıp gidecek misin? Yakışıklılık falan da öyle. İlgi beklemek de öyle mi...
Hadi ben kaçtım. Gezip tozacak, çalışacak bi sürü yer; tanışacak, buluşacabik sürü insan var.
10 Eylül 2012 Pazartesi
Bomboş.
12.12
Bir insan bir insana aşık olunca ondan koşarak uzaklaşsın, böylece bu büyü hiç bozulmasın diyesim geliyor.
Çok mu saçmalıyorum? Hep yaparım bunu :)
Facebook ta tüm fotoğrafçıların sayfalarını beğenme yoluna gittim. Onlar da düğün mevsimi tabi... Ana sayfam full gelin damat fotoğrafı oldu.
Bu gelinler benim gibi gelinlik mi off işkence diyen gelinler olmasalar gerek. Özel tasarımlar mı istersiniz... Gelin başları mı çiçekler böcekler. Amaaan.
Bi şarkı var bana Sena'yı hatırlatıyor.
Biliyor musun...Bilmiyorsun.

Bomboş.
İçimden kalk dışarı çık her şeyi arkanda bırak yürü diyen sesi sadece dinlemekle yetiniyorum.
Başka insanlara sarıyorum falan.
Saçma şeyler işte.
Al bu şarkıyı dinle: Şarkı.
Yazmayı özledim. Her seferinde de bi aksilik çıkıyor bırakıp gidiyorum ya da gitmek zorunda kalıyorum. Şimdi sen görmeyeceksin ama ben odama gidip masa lambamın ışığında günlük yazıp resim çizeceğim. Hoşçakal.
Bir insan bir insana aşık olunca ondan koşarak uzaklaşsın, böylece bu büyü hiç bozulmasın diyesim geliyor.
Çok mu saçmalıyorum? Hep yaparım bunu :)
Facebook ta tüm fotoğrafçıların sayfalarını beğenme yoluna gittim. Onlar da düğün mevsimi tabi... Ana sayfam full gelin damat fotoğrafı oldu.
Bu gelinler benim gibi gelinlik mi off işkence diyen gelinler olmasalar gerek. Özel tasarımlar mı istersiniz... Gelin başları mı çiçekler böcekler. Amaaan.
Bi şarkı var bana Sena'yı hatırlatıyor.
Biliyor musun...Bilmiyorsun.

Bomboş.
İçimden kalk dışarı çık her şeyi arkanda bırak yürü diyen sesi sadece dinlemekle yetiniyorum.
Başka insanlara sarıyorum falan.
Saçma şeyler işte.
Al bu şarkıyı dinle: Şarkı.
Yazmayı özledim. Her seferinde de bi aksilik çıkıyor bırakıp gidiyorum ya da gitmek zorunda kalıyorum. Şimdi sen görmeyeceksin ama ben odama gidip masa lambamın ışığında günlük yazıp resim çizeceğim. Hoşçakal.
1 Eylül 2012 Cumartesi
30 Temmuz 2012 Pazartesi
Uzun süre sonra saçmalamaca
Neden insan ayıpladığını yaşamadan ölmüyor
Ben öldüüüüümmm
Ve ben öööööllldüüüm :D
Güzel şarkı güzel.
Hep diyorum:"Kaçalım buralardan!"
Değişik bi şey buldum:Beni severmiş o
Yazımı okurken dinleyebilirsin :)
Aslında böyle uzun uzun yazmak istiyorum. Dökülmek istiyorum. Günlük yazmıyorum bayadır, sevmedim spiralsiz defterleri. Çizgisiz ve spiralliler güzel oluyor.
Bu gün kaza yaptık. Değişikti. Böyle bi anda çarpışan araba gibi çoturt.
Sonra bi saat hangi dershaneye gitsek diye aklımızda plan yaptık. Hiç bi sonuca da varamadık. Özlem hocaya gitmeyelim, bizi ikna eder dedim. O karışık akılla gidince tabi ikna eder gibi oldu. Sonra dershaneden çıkınca bi silkindim kendime geldim. Yok gelmiyorum buraya moduna girdim. Bana 11 de de böyle olmuştu. Sonra yazılmış bulunmuştum eski dershaneme. Birkaç ay geçince de pişman olmuştum. O yüzden bilemedim. Aman ya yine bende bitecek.
Bi şeyler değişsin. Kimse beni tanımasın istiyorum, o da bana seni burda tanıyorlar bu yüzden şanslısın diyor. Hayır efendim tanımasınlar. Bilmesinler. Görmesinler. En iyisi buharlaşayım ben? Olmaz mı... Havaya karışayım. Zerrelerim on bin tane olsun. 4 bir yana dağılsınlar. Hatta sadece 4 değil, onların ortalarında kalan yönlere de. Sonra yağmur yağsın, toprağa karışayım. O enfes kokuyu kendi kokum sanayım. Derinlere inerken bir kök yolumu kessin. Hüüüpletsin beni ve ben dolanırken... Bi yerlerde yok olur muyum ki? Umuyorum.
Amelie yi özlemişim.Hoşuma gidiyor onun hayatı.
Bak şimdi, bana kızma ama bazen şöyle düşünüyorum. Hayatımda hiçbir insana karşı sorumluluğum olmasa, ben onların ne istediklerini düşünmesem. İçimden geldiğince, kimsenin hayatını etkilemeden yaşasam...
Yaşlandıkça dünyanın tozunu yutuyoruz. O yüzden dünya bize daha tatlı geliyor bence. Ne olur sanki o toz bende alerji yapsa?
İstemiyorum hiçbir şey.
Anlatamıyorum hislerimi.
Seviyorum. Seviyorum. Kelimeler yeter mi?
Çok özlemişim yazmayı...
Dıdım dım... Dım dım... Dı dı dı dımm...
Ve düşünceler değişir, hele hisler. Öyle anlıktırlar ki bazen. Aslında uzun sürelidirler de bazen. Bilemezsin!
Ben öldüüüüümmm
Ve ben öööööllldüüüm :D
Güzel şarkı güzel.
Hep diyorum:"Kaçalım buralardan!"
Değişik bi şey buldum:Beni severmiş o
Yazımı okurken dinleyebilirsin :)
Aslında böyle uzun uzun yazmak istiyorum. Dökülmek istiyorum. Günlük yazmıyorum bayadır, sevmedim spiralsiz defterleri. Çizgisiz ve spiralliler güzel oluyor.
Bu gün kaza yaptık. Değişikti. Böyle bi anda çarpışan araba gibi çoturt.
Sonra bi saat hangi dershaneye gitsek diye aklımızda plan yaptık. Hiç bi sonuca da varamadık. Özlem hocaya gitmeyelim, bizi ikna eder dedim. O karışık akılla gidince tabi ikna eder gibi oldu. Sonra dershaneden çıkınca bi silkindim kendime geldim. Yok gelmiyorum buraya moduna girdim. Bana 11 de de böyle olmuştu. Sonra yazılmış bulunmuştum eski dershaneme. Birkaç ay geçince de pişman olmuştum. O yüzden bilemedim. Aman ya yine bende bitecek.
Bi şeyler değişsin. Kimse beni tanımasın istiyorum, o da bana seni burda tanıyorlar bu yüzden şanslısın diyor. Hayır efendim tanımasınlar. Bilmesinler. Görmesinler. En iyisi buharlaşayım ben? Olmaz mı... Havaya karışayım. Zerrelerim on bin tane olsun. 4 bir yana dağılsınlar. Hatta sadece 4 değil, onların ortalarında kalan yönlere de. Sonra yağmur yağsın, toprağa karışayım. O enfes kokuyu kendi kokum sanayım. Derinlere inerken bir kök yolumu kessin. Hüüüpletsin beni ve ben dolanırken... Bi yerlerde yok olur muyum ki? Umuyorum.
Amelie yi özlemişim.Hoşuma gidiyor onun hayatı.
Bak şimdi, bana kızma ama bazen şöyle düşünüyorum. Hayatımda hiçbir insana karşı sorumluluğum olmasa, ben onların ne istediklerini düşünmesem. İçimden geldiğince, kimsenin hayatını etkilemeden yaşasam...
Yaşlandıkça dünyanın tozunu yutuyoruz. O yüzden dünya bize daha tatlı geliyor bence. Ne olur sanki o toz bende alerji yapsa?
İstemiyorum hiçbir şey.
Anlatamıyorum hislerimi.
Seviyorum. Seviyorum. Kelimeler yeter mi?
Çok özlemişim yazmayı...
Dıdım dım... Dım dım... Dı dı dı dımm...
Ve düşünceler değişir, hele hisler. Öyle anlıktırlar ki bazen. Aslında uzun sürelidirler de bazen. Bilemezsin!
Hey, şimdi arkana sakın bakma. Minibüsten terminalin orda inelim, Gel rengi güzel olan bir otobüs seçelim ve çanta dahi hazırlamadan buralardan gidelim?:)
Gidiyorum.
24 Haziran 2012 Pazar
Ceee
Ceeee! Sınav bitti ama bana bitmemiş gibi hissediyorum. Hadi hayrolsun.
Günlerden pazar. Hava her zamanki gibi sıcak. Ve kızın teki oturmuş klavyeyi tık tıklatıyor. Sanki çok önemsiz bi şey yazıyormuş gibi rahat -çünkü çok önemsiz şeyler yazıyor.- Eski bir dostu gördü az önce. Msn denen fiii tarihten kalan icatta. Evet bu kız hala msn kullanıyor. Kendisi biraz ezik de...
Sonracıııma. Başka ne anlatsam. Fotoğraf makinem bozuldu sayın seyirci. :(
:Bu kerime tam bir çılgın ya :D SultanAhmet'te Japonlarla karşılaşınca birlikte yemek yiyelim demiş :D Ben de evde oturuyordum. Bi yürüyüşe mi çıksam naapsam. Ay evet çok güzel olur. Hadi see you :D

18 Haziran 2012 Pazartesi
Takılıyorum işte.
Aslında günlerim birbirinin aynı ve farklı geçiyor. :)
Ne anlatacağımı da pek bilemiyorum...
En iyisi anlatmamak galiba?
Sadece kendi kendimleyken bazen çok mutluyum bazense mutsuz. Herkes öyle değil mi zaten... İnsanoğlu kendi ruh halini kendi başına değiştirebilecek kadar büyük güce sahip ;) :O :p
Aman.
Bu gün Umre cd sini izledik. 10.000 tane sahabenin mezarı vardı. Ama hangisi kimin mezarı belli değil. Normalde mezarların öyle olması lazımmış zaten... Yani kaybolması esasmış. Ülkemizde mermer üstüne mermer yaparlar. Benimki kaybolup gitsin istiyorum. Anneme vasiyet ettim zaten bunu. :)
Japonya'da bayanlara özel metro yapmışlar o.O Türkiye ye de lazım, İstanbul daki kadınlara yapılan o rezilliği... Ayy hatırlamak bile istemiyorum. Kadınların değerinin düşürülmesinden başka ne bu?
Aslında günlerim birbirinin aynı ve farklı geçiyor. :)
Ne anlatacağımı da pek bilemiyorum...
En iyisi anlatmamak galiba?
Sadece kendi kendimleyken bazen çok mutluyum bazense mutsuz. Herkes öyle değil mi zaten... İnsanoğlu kendi ruh halini kendi başına değiştirebilecek kadar büyük güce sahip ;) :O :p
Aman.
Bu gün Umre cd sini izledik. 10.000 tane sahabenin mezarı vardı. Ama hangisi kimin mezarı belli değil. Normalde mezarların öyle olması lazımmış zaten... Yani kaybolması esasmış. Ülkemizde mermer üstüne mermer yaparlar. Benimki kaybolup gitsin istiyorum. Anneme vasiyet ettim zaten bunu. :)
Japonya'da bayanlara özel metro yapmışlar o.O Türkiye ye de lazım, İstanbul daki kadınlara yapılan o rezilliği... Ayy hatırlamak bile istemiyorum. Kadınların değerinin düşürülmesinden başka ne bu?
15 Haziran 2012 Cuma
2. Sınav.
Sınav öncesi gelip yazmak istedim :) Biliyor musun bu yılın başında sınav günlüğü yapasım vardı. Aslında yaptım gibi de... Ama yayınlanmalık diye düşünmüştüm :) Sonra bir de ne göreyim "Bir Delinin Sınav Günlüğü" diye bir kitap varmış! Zaten benim günlüklerimi de yayınlamak istemeyeceğime karar verdim.
Her insanın sevilesi özellikleri var.
Ve nefret edilesi.
İnsanoğlu gerçekten çok ilginç bir ruh yapısına sahip sayın izleyici...
Geçenlerde okuma kitaplarına bakarken biraz içini tırtıklıyordum. Çok ilginç bir yazı gördüm. Sanırım adı "Kızları Tavlama Sanatı"ydı. Bunu niye sen okuyorsun diyebilirsin, mantıklı tabi. Bilmiyorum merak ettim işte. Neyse... Adam kısaca şöyle demişti, bir hobin olursa, spor yaparsan, kibar ve ince olursan, biraz da bakımlı ve ağzın laf yaparsa kızları tavlarsın. Ya da en azından tüm bunları yapıyormuş gibi gözükürsen. Benim ilgimi çeken kısmıysa "Kızlara onun kimseye benzemediğini hissetirmeniz yeterli" demesiydi. Ve kendimi düşündüm. "Anormallik" hastasıyım resmen. Özgün olma isteği damarlarımda geziyor. Diğer tüm insanlarda da bunun az ya da çok olduğunu fark ettim. Gerçekten hepimiz farklı olmak için uğraşıyoruz. Birbirimize göre benzerliklerimiz de farklılıklarımız da var. Baktığın açıya göre değişiyor tabi... Her neyse... Pek bi garip geldi insanoğlunun bu huyu. Bu kadar fazla yapmama rağmen. Düşündükçe şaşırıyorum zaten... Psikoloji gerçekten çok farklı bir şey...
Allah rızası için bi şeyler yapmak... Ne bileyim... Bunun için uğraşırken kendimi unuttuğum günleri de görecek miyim acaba?
Bu gün ferace giydim. O kadar rahat ki. (Sanırım Kerime sevdiği için ben de onu sevdim)
"Bana öyle bakma. Anlayacaklar."
Tuhaf bir ruh hali dostum. Sanki bundan sonra bi sınav daha yokmuş gibi hissediyorum ama aslında var. Neyse ki tatile girsem bile çalışmayı bırakma hissi yoktu içimde İnşallah şu 2. hatta 3. sınava da çalışabilirim. Hoş şunun şurasında 9 gün anca kalmış. Yarısı dolu yarısı boş geçecek 9 gün. Bi şekilde bitecek 9 gün. Gün saymak ne saçma bi şey. Neyse efendim... Ben de oturuyorum öyle işte. Klavyede elime ne gelirse yazıyorum. Rahatlatıyor biliyor musun? Artık uç beynim çalışmıyor klavye kullanırken, refleks oldu.
Bi ara da ehliyet almak lazım.
Belamı arıyorum. Yo yo şaka yaptım aramıyorum. Dalga geçiyordum, gerçekten abi.
Ben bi keresinde...
Hiç bi şey yapmadan oturmuştum.
Gerçekten oturmuştum, tam da odamın en boş olan duvarının altına çökmüş odamı izlemiştim. Yerden izlemek çok değişik oluyor. Ha bir de duvarların kesiştiği köşeye sırtını yaslayıp izlemek de değişik oluyor. Ve bazen dolabın içine oturup izliyorum. Evet ben bi tür manyağım, odamı izlerim bazen. Hayır hayır amaç oda izlemek değil, düşünmek.
Merve böyle demişti. "Ben bazen oturur düşünürüm. Evet, sadece düşünmek için zaman ayırırım."
Ve bazıları da yürür düşünmek için. Hem de her gün. Aslında bazıları değil, bu bahsettiğim tür tek kişi. Kendisine benzeyen bi tane daha varmış; ama aynı format değilmiş.
"Bıraktığı yazıya pencere camının buğusuna... Hoşçakal. "
Sınavdan sonra Kur'an kampı yapacağım İnşallah. Aslında bi tane kıza yazın sana Kur'an öğretebilirim demiştim. Biliyor musun, azıcık çalışsan bile yetişkin bir insan 1 haftada öğrenebiliyor. Ama sonra tekrar etmezsen unutması da çok kolay. Her şey gibi... Bi de sünnet ya, "Kur'an'ı öğreniniz ve öğretiniz. Zira Kur'an öğrenen ve öğreten kimse, bulunduğu her yere misk kokusu yayan misk dolu bir kap gibidir." hadisi var. Ne güzel bi tanımlama ya... :) Şimdi daha da hoşuma gitti.
Ehehe geçen kandilden sonra gül koktuğum için şaşırmam geldi. :D Meğer Selpak'ın çiçekli mendilinin kokusu gripten dolayı üstüme sinmiş. Ben de diyorum daha o kadar ermediydim? :S :D
Neyse dostum... Yarın benim sınavım var. Enee saat de 23:59 olmuş iyi mi?
Ben gideyim uyuyayım. Yarın Matematik ve Geometriye akacağız :D
Hadi bb.
Her insanın sevilesi özellikleri var.
Ve nefret edilesi.
İnsanoğlu gerçekten çok ilginç bir ruh yapısına sahip sayın izleyici...
Geçenlerde okuma kitaplarına bakarken biraz içini tırtıklıyordum. Çok ilginç bir yazı gördüm. Sanırım adı "Kızları Tavlama Sanatı"ydı. Bunu niye sen okuyorsun diyebilirsin, mantıklı tabi. Bilmiyorum merak ettim işte. Neyse... Adam kısaca şöyle demişti, bir hobin olursa, spor yaparsan, kibar ve ince olursan, biraz da bakımlı ve ağzın laf yaparsa kızları tavlarsın. Ya da en azından tüm bunları yapıyormuş gibi gözükürsen. Benim ilgimi çeken kısmıysa "Kızlara onun kimseye benzemediğini hissetirmeniz yeterli" demesiydi. Ve kendimi düşündüm. "Anormallik" hastasıyım resmen. Özgün olma isteği damarlarımda geziyor. Diğer tüm insanlarda da bunun az ya da çok olduğunu fark ettim. Gerçekten hepimiz farklı olmak için uğraşıyoruz. Birbirimize göre benzerliklerimiz de farklılıklarımız da var. Baktığın açıya göre değişiyor tabi... Her neyse... Pek bi garip geldi insanoğlunun bu huyu. Bu kadar fazla yapmama rağmen. Düşündükçe şaşırıyorum zaten... Psikoloji gerçekten çok farklı bir şey...
Allah rızası için bi şeyler yapmak... Ne bileyim... Bunun için uğraşırken kendimi unuttuğum günleri de görecek miyim acaba?
Bu gün ferace giydim. O kadar rahat ki. (Sanırım Kerime sevdiği için ben de onu sevdim)
"Bana öyle bakma. Anlayacaklar."
Tuhaf bir ruh hali dostum. Sanki bundan sonra bi sınav daha yokmuş gibi hissediyorum ama aslında var. Neyse ki tatile girsem bile çalışmayı bırakma hissi yoktu içimde İnşallah şu 2. hatta 3. sınava da çalışabilirim. Hoş şunun şurasında 9 gün anca kalmış. Yarısı dolu yarısı boş geçecek 9 gün. Bi şekilde bitecek 9 gün. Gün saymak ne saçma bi şey. Neyse efendim... Ben de oturuyorum öyle işte. Klavyede elime ne gelirse yazıyorum. Rahatlatıyor biliyor musun? Artık uç beynim çalışmıyor klavye kullanırken, refleks oldu.
Bi ara da ehliyet almak lazım.
Belamı arıyorum. Yo yo şaka yaptım aramıyorum. Dalga geçiyordum, gerçekten abi.
Ben bi keresinde...
Hiç bi şey yapmadan oturmuştum.
Gerçekten oturmuştum, tam da odamın en boş olan duvarının altına çökmüş odamı izlemiştim. Yerden izlemek çok değişik oluyor. Ha bir de duvarların kesiştiği köşeye sırtını yaslayıp izlemek de değişik oluyor. Ve bazen dolabın içine oturup izliyorum. Evet ben bi tür manyağım, odamı izlerim bazen. Hayır hayır amaç oda izlemek değil, düşünmek.
Merve böyle demişti. "Ben bazen oturur düşünürüm. Evet, sadece düşünmek için zaman ayırırım."
Ve bazıları da yürür düşünmek için. Hem de her gün. Aslında bazıları değil, bu bahsettiğim tür tek kişi. Kendisine benzeyen bi tane daha varmış; ama aynı format değilmiş.
"Bıraktığı yazıya pencere camının buğusuna... Hoşçakal. "
Sınavdan sonra Kur'an kampı yapacağım İnşallah. Aslında bi tane kıza yazın sana Kur'an öğretebilirim demiştim. Biliyor musun, azıcık çalışsan bile yetişkin bir insan 1 haftada öğrenebiliyor. Ama sonra tekrar etmezsen unutması da çok kolay. Her şey gibi... Bi de sünnet ya, "Kur'an'ı öğreniniz ve öğretiniz. Zira Kur'an öğrenen ve öğreten kimse, bulunduğu her yere misk kokusu yayan misk dolu bir kap gibidir." hadisi var. Ne güzel bi tanımlama ya... :) Şimdi daha da hoşuma gitti.
Ehehe geçen kandilden sonra gül koktuğum için şaşırmam geldi. :D Meğer Selpak'ın çiçekli mendilinin kokusu gripten dolayı üstüme sinmiş. Ben de diyorum daha o kadar ermediydim? :S :D
Neyse dostum... Yarın benim sınavım var. Enee saat de 23:59 olmuş iyi mi?
Ben gideyim uyuyayım. Yarın Matematik ve Geometriye akacağız :D
Hadi bb.
11 Haziran 2012 Pazartesi
Umre...
Günlerden can sıkıntısı aylardan haziran. Okul bitti... Bittiğini anlamadım bile aslında. Umrumda da olmadı pek. Ah bi daha göremeyeceğim demedim hiçbiri için. En iyi ben bilirim, istersen görürsün yine istersen bağlantın kesilmeyebilir. Piyano parmaklı kızı görünce özlediğimi hissettim sadece... Bi de Arzuhan baloncuk çıkarmıştı ben de fotoğrafını çekmiştim. Güya 18 yaşındayız hee... Arzuhan iki dakikada güldürme ustası. Maşallah.
Yaklaşık 3 gündür 1 gün ileriden yaşıyorum. Çok feci bir his ve günlere göre ders programım değişince çok kötü oluyor. Geçen de yolun yarısından döndükten sonra bu gün yarın ders olduğunu unutmanın verdiği şevkle vs vs. Hava çok sıcak kısaca. :p
Umre ye gideceğiz İnşallah. Bu gün konferansı vardı, güzeldi. İlginçti. Gidince nasıl olacağını merak ediyorum. Şu sıcaklar aklıma takılıyor. Çok pişer miyiz ki ya? Serin olur İnşallah... Gerçi olmayacak duaya amin demek mi oldu bu? Olmayacak dua var mıdır ki? Bence yağmur bile yağabilir :) Yağsa güzel olur. Fotoğraf çekmek de serbestmiş. En çok sevindiğim şeylerden biri bu. Hala yıllar önce gördüğüm yağmur sonrası mermerden yansıyan Kabe resmini unutamıyorum, belki benzerini çekmek bana da nasip olur.

Bu da güzelmiş, az önce buldum. Google keşke aklımızdaki resme yakın resimleri de bulabilse...
Sırt çantalarını seviyorum. Betül le gördüğümüz kırmızı sırt çantasını hala unutmadım. Güzeldi, aslında onu takmak için yeterli cesaret de yok bende. Ama aklıma takılıverdi niye bilmiyorum. Tuhaf gerçekten. :S
Riyal, para birimi. Ama oyun parası gibi falan geliyor.
Bazen bazı insanlar beni sinir ediyor. Umre de adam bunları umursamamamızı söyledi. Gerçekten Umre nin bende bi şeyler değiştireceğini hissediyorum. Tekerlekli sandalyedeki Fatma'nın "0 km!" diye bağırışı geliyor aklıma. Gerçekten tüm günahlarım affolur mu... Sanki hafiflerim gibi geliyor. Bu gün omzumun üstünde beni izleyen melekleri düşündüm. İlginç geldi bi kez daha. Aslında biliyoruz ama hayatımıza oturtmuyoruz. O meleklerin beni sürekli izlediğini düşününce o kadar çok günahım gözüme battı ki... Mutlu olamıyorum.
En son mutluyken bi resim çizmiştim. Güzel olmuştu. En azından bence...
Son zamanlarda pek günlük de yazmıyorum.
Bu gün çalışmak olmayan acımı hafifletti gibi hissettim. Evet son şıktır benim için çalışmak. Elimde yapacak bi şey kalmayınca yaptığım şeydir genelde. Aslında sevmiyor değilim de başka şeyleri daha çok seviyorum problem orda.
Bi tane velet de otursun yazsın belki kafası yerine gelir dedi galiba. Gelmeyo arkideş. Öyle bi gitmiş ki geri gelmeyo. (bu nerenin şivesi bilen varsa söylesin)
Karnım acıktı. İnatla yemiyorum. Yemeyeceğim de. Açlıktan ölene kadar. Bırakmazsanız nefesimi tutarım diyip ölen kadın gibi. Çok kilo aldım ya ondan. Ve buna zeki de değilim zaten diye devam edesim var, geçen sefer öyle yapmıştım. Bu yalan aslında. Kendime de söylediğim bi yalan. Özel dersle haksız rekabet yapsam da zeki olduğumu ben de düşünüyorum. Çok da zeki değilim ama... Abartmanın alemi yok. Ya da Allah yardım ediyor bilmiyorum.
Bu gün İslam ın kurallarını bilimsel açıklamalarını duyunca daha çok özümsediğimizi fark ettim. Yanlış... Fazlaca riyakarca.
Kendimi öylece bırakmak istiyorum. Hiç bi şey düşünmemek, umursamamak. Gerçekten buna ihtiyacım var. Lüzümsuz yere yükleniyoruz zaten bi çok şeyi. Pardon HER ŞEYİ! Bi şey istemiyorum şu an. Kendim ve diğerleri için.
Belki gelirim belki gelmem.
Gidiyorum.
12 Mayıs 2012 Cumartesi
11 Mayıs 2012 Cuma
9 Mayıs 2012 Çarşamba
İlginçlikler abidesi
Doğum günlerine çok mu değer veriliyor ne? Ne önemi varsa... Dünyadaki bilmem kaç milyar insandan biri bu gün doğmuş, eee? Zaten ne zaman bu dünyadaki bilmem kaç milyar insandan sadece biri olduğumu ve aslında olup olmamamla değişen pek bir şey olmadığını fark etsem değersizliğim yüzüme çarpılıyor. Değersizlik demişken, sana da oluyor mu bilmiyorum... Bazen geçmişte şu ankinden daha iyi durumda olduğunu fark ediyorsun ve için acıyor. Çok tuhaf bi his. Sanki o geçmişteki sen sen değilsin. O anın Ayşe Nur'u ve bu anın Ayşe Nur'u farklı insanlar sanki. Ki büyük ihtimalle de öyle. Az önce milyar tane insan olduğunu söylemiştim ve şu anda her "an"ın başka bir insanı olduğunu da keşfettik, gerisini sen düşün yani... Yaratıcı nasıl büyük bir güce sahip.
Hani bilim insanları uğraşıp bir böbrek yapabilir belki bi gün. Ama duygu yapabileceklerini hiç sanmıyorum. "Ruh" gerçekten yaratıcının kanıtlarından biri. O kadar insan ve o kadar ruh hali ve o kadar duygu ve o kadar hayata bakış açısı. Bir insan aklı bunu tasarlayamaz. İmkansız...
Eve gelmek çok tuhaf. Bi o kadar rahat ve bi o kadar rahatsız olduğunu fark ediyorsun. Gerçekten. :)
Hayatta birilerine karşı sorumluluğun olması omuzlarında ne kadar büyük yük aslında değil mi? Kendini gözden çıkarabilirsin rahatlıkla. (En azından ben sorumluluğumda olan bi insanı ve kendimi düşündüğümde, kendimi daha kolay gözden çıkardığımı fark ediyorum.) Yorucu. Ve benim birilerinin sorumluluğu altında olmam da öyle...
Hayat böyle devam ediyor.
İlginçlikler abidesi...
3 Mayıs 2012 Perşembe
Bu gün bu gün ne giysem i ve evim evim güzel evim i izledim. Ülkemizdeki insanların hepsinin böyle lüks içinde yaşayıp yaşamadığını düşündüm. Ve örnek gösterilen, siz de buna sahip olmalıydınız dedirten
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Öyleymiş. Güya.
Yok neymiş oturma odasının perdeleriymiş bilmem neymişmişmişmiş. Perdeler değişmeliymiş. Çok güzel olmalıymış. Çünkü perdelerin görevi güneşi engellemesi değilmiş. Perdelerin asli görevi gösterişmiş efenim... Öyleymiş. (Güya.) Çok şükür annem gibi bi annem var :D Allah tan o kadınlar gibi değil.
Ev dediğin temiz olsun tamam; ama camları silmek omuzlarında bir yükse silme gitsin ya. Sana da yazık günah. Camları sildiğinde mutlu olmayacaksan silme. Sanki silmesen sağlığından bi şey mi kaybedeceksin? Ya da berbat mı olacak her şey? Öyle yaşayamayacak mısın sanki? Tamam, içeri güneş girsin istiyorum diyerek silsen bi şey demeyeceğim de elalemin kadını görecek, ayy ne pis kadın buuu diyecek diye silme be kadın. Silme. O elalemin kadınının işi gücü yok, sen bakma ona. Pardon işi gücü milletin camlarının temiz olup olmadığını kontrol etmek. O kadar rahatsızsan gel sil anacım desene sen o kadına, ne strese sokuyorsa bu kadıncağızları... Anca konuşsun işte. Bıdı bıdı bıdı.
Ve insanlar bi sürü bi şeyler yapıyorlar, başkaları bi şeyler demesin diye. Ben de dahil olmak üzere.
Ne kadar sinir bozucu bir durum. İsyan edesim var. İçten içe öfke patlaması yaşıyorum. Aaaaa! Yettin ama bee! Diye bağırasım geliyor bazen. Ama yapmıyorum. Sevgi saygı çerçevesinde olmalıyız, onlar da bizim ömürlerimizi bu çerçevede yiyorlar çünkü.
Yatağının üstündeki örtü düzgün olmalıymış. Sana ne? Ben bozuk seviyorum. Sana niye batıyor benim yatağımın üstündeki örtü?
Kapalı kapalı halimle bisiklet sürmemeliymişim. Yahu nedir bu kendinize
getirdiğiniz saçmasapan sınırlar? Sür gitsin. Oh sefam olsun.
Tekerlekleri şişirelim, önce ben süreceğim. Özellikle de senin yanından
geçeceğim. Hem de el sallayarak, dil çıkararak. Sen de yanındakine
fısıldayacaksın: "xxx in kızı var yaaa... Reziiil püüü. O kapalı
haliyle" diyeceksin. Ben hafifleyeceğim sen arkamdan tükürüklerini
saçmakla meşgulken. Nıç nıç nıç derken bi gün ağzın açılmayıverecek göreceksin.
İçinden geldiği gibi dans et. Bak ne kadar rahatlatıcı... Ve saçma hareketler yaptığını bile bile bir balerin edasıyla. Hele elini tutabileceğin, birlikte saçma hareketler yapacağınız bi dostun varsa! Ne güzel hayat :) Daha ne istiyorsun?
Sana hayatın tadını çıkarmayı tavsiye ediyorum. Ben de öyle yapmaya çalışacağım. Zor durumlarda da olsa :) Birileri seni beğense de beğenmese de. Fişlensen de. İçin acısa da... Yalnız da birlikte de. Sana güzel dileklerimi yolluyorum. :) Hoşçakal.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









